Pub Date : 2023-12-29DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1375304
Pınar GÖZLÜK KIRMIZIOĞLU, Tolga Köroglu, Ayşen Açıkkol, Ömer Dağ
2008 yılında Tokat ili, Niksar ilçesi, İsmet Paşa Mahallesi 60 ada, 1 parselde yer alan ahşap bir evin altında koridorlu düzenlemeler nedeniyle galerili yeraltı yapısı olarak tanımlanan bir yapıda, Yakın Çağ ile tarihlendirilen bireylere ait iskelet kalıntılarına rastlanmış ve aynı yıl Tokat Müze Müdürlüğü başkanlığında bir kurtarma kazısı başlatılmıştır. Bu alanda ele geçen toplam 69 erişkin bireyin paleodemografik dağılımına bakıldığında, 18’i kadın (%26,09), 26’sı erkek (%37,68) ve 25’i de cinsiyeti saptanamayan bireyler (%36,23) olarak değerlendirilmiştir. Bireylerin genel sağlık durumları ve yaşam biçimleri hakkında bilgi edinebilmek amacıyla incelenen materyalde yapılan paleopatolojik analiz sonucunda, bu bireylerde metabolik hastalıklar (porotic hyperostosis, cribra orbitalia, osteoporoz), enfeksiyonel oluşumlar (periostitis), travmalar, tümör (button osteoma), dejeneretif eklem lezyonları (osteoartrit) ve Schmorl nodülü gibi oluşumlar gözlenmiştir. Porotic hyperostosis ve cribra orbitalia demir eksikliğine bağlı olarak gelişen anemi oluşumunu düşündürmektedir. Erişkin bir bireye ait bir gövde omurunda gözlenen osteoporoz ileri yaşla (45 yaş ve üzeri) ilişkilendirilmiştir. Bireylerde spesifik bir enfeksiyonel hastalığa rastlanmamıştır. Periostitis oluşumu bireylerin özellikle alt bacak kemiklerini etkilemiştir. Travmalar vücut kemiklerinde iyileşmiş kırıklar şeklindedir, iki kafatasında künt bir cismin sorumlu olduğu düşünülen depresyon (çöküntü) kırıklarına rastlanmıştır. Bir erkek bireyde muhtemelen travmadan kaynaklı iyi huylu bir tümör oluşumu olan button osteoma ile karşılaşılmıştır. Radius ve ulnada colles, yani düşme kırıkları mevcuttur, yine claviculada gözlenen iyileşmiş kırık izleri de muhtemelen düşmeden kaynaklıdır. Literatürde boksör kırığı olarak bilinen ve sol 5. metacarpal kemiğinde rastlanan iyileşmiş kırık oluşumunun, yumruk sıkarak sert bir cisme vurma ya da elin bu bölgesine alınan bir darbe ya da çarpma sonucu meydana gelmiş olabileceği düşünülmektedir. Osteoartrit vücut kemiklerinde diz ve dirsek eklemlerini, kalça bölgesini, omurları etkilemiştir. Osteoartrit ve Schmorl nodülü oluşumları geçim kaynağı ağırlıklı olarak tarım olan bu bölgede yoğun tarımsal faaliyetleri düşündürmektedir.
{"title":"Tokat/Niksar (Yakın Çağ) erişkinlerinde sağlık sorunları","authors":"Pınar GÖZLÜK KIRMIZIOĞLU, Tolga Köroglu, Ayşen Açıkkol, Ömer Dağ","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1375304","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1375304","url":null,"abstract":"2008 yılında Tokat ili, Niksar ilçesi, İsmet Paşa Mahallesi 60 ada, 1 parselde yer alan ahşap bir evin altında koridorlu düzenlemeler nedeniyle galerili yeraltı yapısı olarak tanımlanan bir yapıda, Yakın Çağ ile tarihlendirilen bireylere ait iskelet kalıntılarına rastlanmış ve aynı yıl Tokat Müze Müdürlüğü başkanlığında bir kurtarma kazısı başlatılmıştır. Bu alanda ele geçen toplam 69 erişkin bireyin paleodemografik dağılımına bakıldığında, 18’i kadın (%26,09), 26’sı erkek (%37,68) ve 25’i de cinsiyeti saptanamayan bireyler (%36,23) olarak değerlendirilmiştir. Bireylerin genel sağlık durumları ve yaşam biçimleri hakkında bilgi edinebilmek amacıyla incelenen materyalde yapılan paleopatolojik analiz sonucunda, bu bireylerde metabolik hastalıklar (porotic hyperostosis, cribra orbitalia, osteoporoz), enfeksiyonel oluşumlar (periostitis), travmalar, tümör (button osteoma), dejeneretif eklem lezyonları (osteoartrit) ve Schmorl nodülü gibi oluşumlar gözlenmiştir. Porotic hyperostosis ve cribra orbitalia demir eksikliğine bağlı olarak gelişen anemi oluşumunu düşündürmektedir. Erişkin bir bireye ait bir gövde omurunda gözlenen osteoporoz ileri yaşla (45 yaş ve üzeri) ilişkilendirilmiştir. Bireylerde spesifik bir enfeksiyonel hastalığa rastlanmamıştır. Periostitis oluşumu bireylerin özellikle alt bacak kemiklerini etkilemiştir. Travmalar vücut kemiklerinde iyileşmiş kırıklar şeklindedir, iki kafatasında künt bir cismin sorumlu olduğu düşünülen depresyon (çöküntü) kırıklarına rastlanmıştır. Bir erkek bireyde muhtemelen travmadan kaynaklı iyi huylu bir tümör oluşumu olan button osteoma ile karşılaşılmıştır. Radius ve ulnada colles, yani düşme kırıkları mevcuttur, yine claviculada gözlenen iyileşmiş kırık izleri de muhtemelen düşmeden kaynaklıdır. Literatürde boksör kırığı olarak bilinen ve sol 5. metacarpal kemiğinde rastlanan iyileşmiş kırık oluşumunun, yumruk sıkarak sert bir cisme vurma ya da elin bu bölgesine alınan bir darbe ya da çarpma sonucu meydana gelmiş olabileceği düşünülmektedir. Osteoartrit vücut kemiklerinde diz ve dirsek eklemlerini, kalça bölgesini, omurları etkilemiştir. Osteoartrit ve Schmorl nodülü oluşumları geçim kaynağı ağırlıklı olarak tarım olan bu bölgede yoğun tarımsal faaliyetleri düşündürmektedir.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":" 4","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-12-29","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"139145114","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-12-29DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1325634
Derya Eryilmaz, Fatma Arzu Demi̇rel
Bu makalede Pisidia Antiokheiası kazılarında (Yalvaç, Isparta) 2013 (33 ve 39) ve 2014 yıllarında (65 ve 75) bulunan 4 kuyudan çıkarılmış iskeletlerin ağız ve diş sağlığı incelenmiştir. Bizans Dönemi’ne (11-12. yy.) tarihlenen, 22 adet iskeletin 13’ü erişkin, 5’i erişkin yaşın altındaki bireylere aittir, 4 bireyin ise yaşı belirlenememiştir. Toplam 306 adet dişin %91,9’u (281 adet) daimi, %8,1’i (25 adet) süt dişlerinden oluşmaktadır. Daimi dişlerin 28 adedi (%9,9) kadın, 108 adedi (%38,3) erkeklere aittir. 145 adedinin (%51,6) ise ait olduğu cinsiyet belirlenememiştir. Ağız ve diş sağlığı, çürük, hipoplazi, diştaşı, alveol kemik kaybı, ante-mortem diş kaybı (AMDK), apse gibi göstergeler dikkate alınarak değerlendirilmiş, çağdaşı topluluklarla karşılaştırılmış ve topluluğun çağdaşlarına göre durumu ortaya konulmuştur. Diş çürüğü %7,47; mine hipoplazisi %33,1; diş taşı %42,7; alveol kaybı %45,2; AMDK %8,9, apse % 5,69 oranında saptanmıştır. Patolojilerin diş tiplerine göre nasıl dağılım gösterdiği de incelenmiş ve diş taşı ile alveol kaybı kesicilerde (incisive), mine hipoplazisi köpek dişlerde (canine), AMDK ve apse de büyük azılarda (molar) en fazla görülmüştür. Bu patolojilerin alt (mandibula) ve üst çenedeki (maxilla) dağılımı gösterilmiştir. Cinsiyet grupları arasında gösterdiği dağılım da saptanmıştır. Çürük, AMDK, apseye erkeklerde; hipoplazi, diş taşı, alveol kaybına kadınlarda daha fazla rastlanmıştır. Mine hipoplazisi maxillada, AMDK ise en çok mandibulada gözlemlenirken, diğer patolojilerde belirgin bir fark bulunamamıştır. Patolojilerin diş tiplerine göre dağılımında ise diş çürüğü küçük azılarda (premolar), mine hipoplazisi köpek dişlerde, diş taşı ve alveol kaybı kesicilerde, apse ve AMDK büyük azılarda en fazla görülmüştür. 25 adet süt dişinde ise herhangi bir patolojiye rastlanmamıştır.
{"title":"The oral and dental health of the skeletons found in wells from Pisidia Antiocheia (Yalvaç, Isparta) dated to the Byzantine Period (11-12th CE)","authors":"Derya Eryilmaz, Fatma Arzu Demi̇rel","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1325634","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1325634","url":null,"abstract":"Bu makalede Pisidia Antiokheiası kazılarında (Yalvaç, Isparta) 2013 (33 ve 39) ve 2014 yıllarında (65 ve 75) bulunan 4 kuyudan çıkarılmış iskeletlerin ağız ve diş sağlığı incelenmiştir. Bizans Dönemi’ne (11-12. yy.) tarihlenen, 22 adet iskeletin 13’ü erişkin, 5’i erişkin yaşın altındaki bireylere aittir, 4 bireyin ise yaşı belirlenememiştir. Toplam 306 adet dişin %91,9’u (281 adet) daimi, %8,1’i (25 adet) süt dişlerinden oluşmaktadır. Daimi dişlerin 28 adedi (%9,9) kadın, 108 adedi (%38,3) erkeklere aittir. 145 adedinin (%51,6) ise ait olduğu cinsiyet belirlenememiştir. Ağız ve diş sağlığı, çürük, hipoplazi, diştaşı, alveol kemik kaybı, ante-mortem diş kaybı (AMDK), apse gibi göstergeler dikkate alınarak değerlendirilmiş, çağdaşı topluluklarla karşılaştırılmış ve topluluğun çağdaşlarına göre durumu ortaya konulmuştur. Diş çürüğü %7,47; mine hipoplazisi %33,1; diş taşı %42,7; alveol kaybı %45,2; AMDK %8,9, apse % 5,69 oranında saptanmıştır. Patolojilerin diş tiplerine göre nasıl dağılım gösterdiği de incelenmiş ve diş taşı ile alveol kaybı kesicilerde (incisive), mine hipoplazisi köpek dişlerde (canine), AMDK ve apse de büyük azılarda (molar) en fazla görülmüştür. Bu patolojilerin alt (mandibula) ve üst çenedeki (maxilla) dağılımı gösterilmiştir. Cinsiyet grupları arasında gösterdiği dağılım da saptanmıştır. Çürük, AMDK, apseye erkeklerde; hipoplazi, diş taşı, alveol kaybına kadınlarda daha fazla rastlanmıştır. Mine hipoplazisi maxillada, AMDK ise en çok mandibulada gözlemlenirken, diğer patolojilerde belirgin bir fark bulunamamıştır. Patolojilerin diş tiplerine göre dağılımında ise diş çürüğü küçük azılarda (premolar), mine hipoplazisi köpek dişlerde, diş taşı ve alveol kaybı kesicilerde, apse ve AMDK büyük azılarda en fazla görülmüştür. 25 adet süt dişinde ise herhangi bir patolojiye rastlanmamıştır.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":" 17","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-12-29","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"139143421","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-12-24DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1317817
Oytun Doğan
İslam sanatı, bir gösterge olarak dini ve coğrafi sınırlamalarla belirlenen sanat üretimlerini tanımlamıştır. İslam sanat eserleri genel bir tanımlamayla şeriat hükmü altında yönetilen toplumların üretimleri olmuştur. Bu durum, tanımlayanının bakış açısını ve tanımlamanın gerçekleştiği toplumu adlandırma ve anlamlandırma amacı taşımıştır. Sanat, Batı’da bir bilim dalı olarak gelişimini seküler düşünce üzerinden inşa etmiştir. Bu nedenle sanatın kanon bilgisi Batı toplumunun kültürel ve siyasal olarak kendi içinde yaşadığı üslup değişimleriyle oluşmuştur. İslam sanatı, tüm Batı dışı toplumların sanat araştırmalarında olduğu gibi etnografya araştırmaları temelinde başlamıştır. Bu bağlamda araştırma nesneleri sanat eseri olarak değil bir kültürel üretim olarak görülmüştür. Bundan dolayı İslam sanat uzmanları sanat tarihi dışında antropoloji, din ve siyasi tarihte de uzman kişiler olmuştur. Araştırma bu yönelimle toplumsallaşan İslam sanatının kapsayıcılığının yol açtığı problemleri İslam sanat imgesinin oluşumunun incelenmesiyle değerlendirecektir. Bu incelemede, farklılıkların göz ardı edilerek tekleştirici bir terim olarak gelişen İslam sanatı imgesinin ideolojik arka planının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırma, Batılı müzelerin İslam toplumları üzerine gerçekleştirdikleri bilgi inşa sürecinde İslam sanatının bir gösterge olarak değerlendirilmesiyle sınırlandırılmıştır.
{"title":"“İslam sanatı” imgesinin inşası ve oluşum süreci hakkında bir değerlendirme","authors":"Oytun Doğan","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1317817","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1317817","url":null,"abstract":"İslam sanatı, bir gösterge olarak dini ve coğrafi sınırlamalarla belirlenen sanat üretimlerini tanımlamıştır. İslam sanat eserleri genel bir tanımlamayla şeriat hükmü altında yönetilen toplumların üretimleri olmuştur. Bu durum, tanımlayanının bakış açısını ve tanımlamanın gerçekleştiği toplumu adlandırma ve anlamlandırma amacı taşımıştır. Sanat, Batı’da bir bilim dalı olarak gelişimini seküler düşünce üzerinden inşa etmiştir. Bu nedenle sanatın kanon bilgisi Batı toplumunun kültürel ve siyasal olarak kendi içinde yaşadığı üslup değişimleriyle oluşmuştur. İslam sanatı, tüm Batı dışı toplumların sanat araştırmalarında olduğu gibi etnografya araştırmaları temelinde başlamıştır. Bu bağlamda araştırma nesneleri sanat eseri olarak değil bir kültürel üretim olarak görülmüştür. Bundan dolayı İslam sanat uzmanları sanat tarihi dışında antropoloji, din ve siyasi tarihte de uzman kişiler olmuştur. Araştırma bu yönelimle toplumsallaşan İslam sanatının kapsayıcılığının yol açtığı problemleri İslam sanat imgesinin oluşumunun incelenmesiyle değerlendirecektir. Bu incelemede, farklılıkların göz ardı edilerek tekleştirici bir terim olarak gelişen İslam sanatı imgesinin ideolojik arka planının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırma, Batılı müzelerin İslam toplumları üzerine gerçekleştirdikleri bilgi inşa sürecinde İslam sanatının bir gösterge olarak değerlendirilmesiyle sınırlandırılmıştır.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"425 3","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-12-24","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"139160662","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-12-23DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1398776
Nurgül Çalişkan, Zeynep Çokal, Yener Bektaş
Giderek küreselleşen dünyada turizmin kültürler ve/veya alt kültürler arasında bir karşılaşmaya sahne olması, turizm ve antropolojiyi pragmatik yollarla bir araya getirmektedir. Buna karşın, ulusal literatürde turizm ve antropoloji arasındaki bağlantıların yeterince kurulmadığı dikkat çekmektedir. Literatürdeki eksikliğe bir yanıt olarak bu çalışma ile turizm antropolojisinin doğuşundan bu yana söylemindeki önemli dönüm noktalarının ve değişen doğasının gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede, çalışmada öncelikle turizm ve antropoloji arasındaki ilişki irdelenmiş ve turizm antropolojisinin bir alt disiplin olarak nasıl meşruiyet kazandığı tartışılmıştır. Ardından, antropologların “misafirler” ve “ev sahiplerine” odaklanarak turizme yönelik sordukları sorular iki ana temaya (turizmin doğası ve etkileri) ayrılmış ve bu temalar altında tartışılan konuların bir özeti sunulmuştur. Böylece turizm antropolojisine ilişkin genel bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır.
{"title":"Turizm antropolojisinin ana hatları","authors":"Nurgül Çalişkan, Zeynep Çokal, Yener Bektaş","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1398776","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1398776","url":null,"abstract":"Giderek küreselleşen dünyada turizmin kültürler ve/veya alt kültürler arasında bir karşılaşmaya sahne olması, turizm ve antropolojiyi pragmatik yollarla bir araya getirmektedir. Buna karşın, ulusal literatürde turizm ve antropoloji arasındaki bağlantıların yeterince kurulmadığı dikkat çekmektedir. Literatürdeki eksikliğe bir yanıt olarak bu çalışma ile turizm antropolojisinin doğuşundan bu yana söylemindeki önemli dönüm noktalarının ve değişen doğasının gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede, çalışmada öncelikle turizm ve antropoloji arasındaki ilişki irdelenmiş ve turizm antropolojisinin bir alt disiplin olarak nasıl meşruiyet kazandığı tartışılmıştır. Ardından, antropologların “misafirler” ve “ev sahiplerine” odaklanarak turizme yönelik sordukları sorular iki ana temaya (turizmin doğası ve etkileri) ayrılmış ve bu temalar altında tartışılan konuların bir özeti sunulmuştur. Böylece turizm antropolojisine ilişkin genel bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"25 23","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-12-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"139162149","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-29DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1326329
Mehmet SAĞIR
Anadolu coğrafyası Miyosen Dönem fosil faunasının zenginliği açısından dünya üzerinde önemli bir yere sahiptir. Bu dönemde, Afrika, Avrupa ve Asya kıtaları arasında uygun koşullar, faunal göçlere olanak sağlamıştır. Cebirli Lokalitesi, bu göçlerin etkilerini gözlemlemek için Anadolu’daki diğer fosil buluntu alanları gibi önemli bir lokalitedir. Geç Miyosen dönem fosil faunası içeren Cebirli lokalitesi Ankara ili, Evren ilçesi, Cebirli mahallesi sınırları içerisinde, Darlık mevkiinde Hirfanlı baraj gölünün hemen kıyısında, deniz seviyesinden yaklaşık 850 metre yüksekliktedir. Cebirli Geç Miyosen Dönem fosil lokalitesi 2009 yılında Raif Şanlı ve birkaç kişinin tekne gezintisi sırasında Hirfanlı Barajı’nın kıyısında tespit edilmiştir. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafında bu alanda 2009 yılında bir kazı gerçekleştirilmiştir. 2019 yılında Prof.Dr. Mehmet Sağır başkanlığında yürütülen “Ankara İli ve İlçeleri Yüzey Araştırması Projesi” kapsamında bu alanda yapılan incelemelerde, alanda açığa çıkmış olan fosil kalıntıların fazlasıyla tahrip olduğu görülerek 2020 yılında Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü başkanlığında kurtarma kazısı, 2021 yılında ise yine Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü başkanlığı altında kazı çalışmaları yürütülmüştür. 2022 yılı itibari ile Cumhurbaşkanı Kararlı Kazı statüsüne dönüşen Cebirli Kazısı çalışmaları devam etmektedir. 2020-2022 yılları arasında 3 sezonda gerçekleştirilen kazı çalışmalarında 143, yüzey temizlik çalışmalarında ise tanımlanabilir nitelikte 154 adet fosil elde edilmiştir. Ön çalışmalar sonucunda lokaliteye ait fauna içerisinde atlar (Equidae), gergedanlar (Rhinocerotidae), hortumlular (Proboscidae), zürafalar (Giraffidae), domuzlar (Suidae), boynuzlugiller (Bovidae), geyikler (Cervidae) ve etçillerin (Carnivora) birden fazla türle temsil edildikleri ve fosil kalıntıların oldukça yoğun olduğu görülmüştür.
{"title":"Cebirli Omurgalı Fosil Lokalitesi kazı çalışmaları","authors":"Mehmet SAĞIR","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1326329","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1326329","url":null,"abstract":"Anadolu coğrafyası Miyosen Dönem fosil faunasının zenginliği açısından dünya üzerinde önemli bir yere sahiptir. Bu dönemde, Afrika, Avrupa ve Asya kıtaları arasında uygun koşullar, faunal göçlere olanak sağlamıştır. Cebirli Lokalitesi, bu göçlerin etkilerini gözlemlemek için Anadolu’daki diğer fosil buluntu alanları gibi önemli bir lokalitedir. Geç Miyosen dönem fosil faunası içeren Cebirli lokalitesi Ankara ili, Evren ilçesi, Cebirli mahallesi sınırları içerisinde, Darlık mevkiinde Hirfanlı baraj gölünün hemen kıyısında, deniz seviyesinden yaklaşık 850 metre yüksekliktedir. Cebirli Geç Miyosen Dönem fosil lokalitesi 2009 yılında Raif Şanlı ve birkaç kişinin tekne gezintisi sırasında Hirfanlı Barajı’nın kıyısında tespit edilmiştir. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafında bu alanda 2009 yılında bir kazı gerçekleştirilmiştir. 2019 yılında Prof.Dr. Mehmet Sağır başkanlığında yürütülen “Ankara İli ve İlçeleri Yüzey Araştırması Projesi” kapsamında bu alanda yapılan incelemelerde, alanda açığa çıkmış olan fosil kalıntıların fazlasıyla tahrip olduğu görülerek 2020 yılında Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü başkanlığında kurtarma kazısı, 2021 yılında ise yine Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü başkanlığı altında kazı çalışmaları yürütülmüştür. 2022 yılı itibari ile Cumhurbaşkanı Kararlı Kazı statüsüne dönüşen Cebirli Kazısı çalışmaları devam etmektedir. 2020-2022 yılları arasında 3 sezonda gerçekleştirilen kazı çalışmalarında 143, yüzey temizlik çalışmalarında ise tanımlanabilir nitelikte 154 adet fosil elde edilmiştir. Ön çalışmalar sonucunda lokaliteye ait fauna içerisinde atlar (Equidae), gergedanlar (Rhinocerotidae), hortumlular (Proboscidae), zürafalar (Giraffidae), domuzlar (Suidae), boynuzlugiller (Bovidae), geyikler (Cervidae) ve etçillerin (Carnivora) birden fazla türle temsil edildikleri ve fosil kalıntıların oldukça yoğun olduğu görülmüştür.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"1 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-29","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"136134122","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-28DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1334273
Başak KOCA ÖZER
Bu çalışmada, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yıl dönümü vesilesiyle, Antropoloji Bilimi’nin ülkemizdeki kurucusu ve Ankara Üniversitesi’nin ilk rektörü olan Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu’nun 1937 yılında “Antropometri Tetkikleri için Rehber” adlı eseri, T.C. Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti tarafından yayınlanan çalışması tıpkıbasımıyla sunulmuştur. Antropoloji biliminin Türkiye’deki kurumsal tarihi, öncelikle İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi’nde “Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi”nin kurulmasıyla başlamış, ardından bu merkez İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne ve daha sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne taşınmıştır. 1937 yılında, Atatürk’ün direktifiyle gerçekleştirilen “Türkiye Antropometri Anketi” kapsamında 64.000 kadın ve erkek üzerinde antropometrik ölçümler yapılmış ve çeşitli uzmanlar görev almıştır. Bu çalışmanın bir parçası olarak, Antropoloji Enstitüsü’nde Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu tarafından 11-19 Haziran 1937 tarihleri arasında teorik ve pratik kurs düzenlenmiş ve ankette görev alacak araştırmacılar için “Antropometri Tetkikleri için Rehber” adlı kitapçık hazırlanmıştır.
{"title":"Cumhuriyetin 100. yılında Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu’nun anısına “Antropometri Tetkikleri İçin Rehber”in tıpkıbasımı","authors":"Başak KOCA ÖZER","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1334273","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1334273","url":null,"abstract":"Bu çalışmada, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yıl dönümü vesilesiyle, Antropoloji Bilimi’nin ülkemizdeki kurucusu ve Ankara Üniversitesi’nin ilk rektörü olan Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu’nun 1937 yılında “Antropometri Tetkikleri için Rehber” adlı eseri, T.C. Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti tarafından yayınlanan çalışması tıpkıbasımıyla sunulmuştur. Antropoloji biliminin Türkiye’deki kurumsal tarihi, öncelikle İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi’nde “Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi”nin kurulmasıyla başlamış, ardından bu merkez İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne ve daha sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne taşınmıştır. 1937 yılında, Atatürk’ün direktifiyle gerçekleştirilen “Türkiye Antropometri Anketi” kapsamında 64.000 kadın ve erkek üzerinde antropometrik ölçümler yapılmış ve çeşitli uzmanlar görev almıştır. Bu çalışmanın bir parçası olarak, Antropoloji Enstitüsü’nde Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu tarafından 11-19 Haziran 1937 tarihleri arasında teorik ve pratik kurs düzenlenmiş ve ankette görev alacak araştırmacılar için “Antropometri Tetkikleri için Rehber” adlı kitapçık hazırlanmıştır.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"14 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-28","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"136160278","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-27DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1379987
Ayla SEVİM EROL
Cumhuriyetin yüzüncü yılında insanlık tarihinin değişimine damgasını vuran Anadoluvius turkae’nin yer aldığı Çorakyerler, Çankırı ilinin merkez ilçesinde yer alıyor. Çorakyerler Geç Miyosen dönemine yani yaklaşık 9 milyon yıl öncesine tarihlenen bir fosil mevkisidir. Burada yıllardır yürütülen sistemli kazılar sonucunda 43 türe ait binlerce tanımlanabilir numaralı fosil buluntu ortaya çıkarıldı. Bu fosil buluntuları arasında Carnivor, Artiodactyl, Perissodactyl ve Primat takımlarına ait çok önemli ve yerel olarak eşsiz türlerin fosilleri bulunmuştur. Bu benzersiz buluntular arasında yeni tanımlanan iki cins ve iki tür yer alıyor. Yeni cinslere Anadolivius turkae ve Gangraia anatolica, yeni türlere ise Qurliqnoria chorakensis ve Hystrix kayae isimleri verildi. Bunlar Çorakyerler mevkiinde ortaya çıkarılan en önemli buluntulardır. Bunlar arasında Anadoluvius turkae hominin evriminin tarihini değiştiren ve homininlerin Afrika’dan ortaya çıktığı hipotezine aykırı bir hipotez ortaya koyan çok önemli bir buluntudur. Bu yeni bulgu, homininlerin Anadolu ve Akdeniz bölgesinde çeşitlendikten sonra Afrika’ya göç ettiğinin kanıtı niteliğindedir. Anadolivius turkae’nin yanı sıra Çorakyerler kazısında ortaya çıkan diğer önemli buluntular da benzer lokalitelere referans teşkil etmektedir. Çorakyerler kazıları hâlen devam etmekte olup, her yıl yeni türlerin buluntuları ortaya çıkarılmaktadır.
{"title":"Cumhuriyetin 100. yılında insanlık tarihine damgasını vuran Çorakyerler Omurgalı Fosil Kazısı","authors":"Ayla SEVİM EROL","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1379987","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1379987","url":null,"abstract":"Cumhuriyetin yüzüncü yılında insanlık tarihinin değişimine damgasını vuran Anadoluvius turkae’nin yer aldığı Çorakyerler, Çankırı ilinin merkez ilçesinde yer alıyor. Çorakyerler Geç Miyosen dönemine yani yaklaşık 9 milyon yıl öncesine tarihlenen bir fosil mevkisidir. Burada yıllardır yürütülen sistemli kazılar sonucunda 43 türe ait binlerce tanımlanabilir numaralı fosil buluntu ortaya çıkarıldı. Bu fosil buluntuları arasında Carnivor, Artiodactyl, Perissodactyl ve Primat takımlarına ait çok önemli ve yerel olarak eşsiz türlerin fosilleri bulunmuştur. Bu benzersiz buluntular arasında yeni tanımlanan iki cins ve iki tür yer alıyor. Yeni cinslere Anadolivius turkae ve Gangraia anatolica, yeni türlere ise Qurliqnoria chorakensis ve Hystrix kayae isimleri verildi. Bunlar Çorakyerler mevkiinde ortaya çıkarılan en önemli buluntulardır. Bunlar arasında Anadoluvius turkae hominin evriminin tarihini değiştiren ve homininlerin Afrika’dan ortaya çıktığı hipotezine aykırı bir hipotez ortaya koyan çok önemli bir buluntudur. Bu yeni bulgu, homininlerin Anadolu ve Akdeniz bölgesinde çeşitlendikten sonra Afrika’ya göç ettiğinin kanıtı niteliğindedir. Anadolivius turkae’nin yanı sıra Çorakyerler kazısında ortaya çıkan diğer önemli buluntular da benzer lokalitelere referans teşkil etmektedir. Çorakyerler kazıları hâlen devam etmekte olup, her yıl yeni türlerin buluntuları ortaya çıkarılmaktadır.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"15 3","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-27","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"136311512","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-26DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1335176
Sibel ÖNAL
Günümüzün en önemli sorunlarından biri olan çevre sorunları her geçen gün daha da görünür hale gelmekte ve birbirinden farklı pek çok disiplin tarafından ele alınmaktadır. Temelinde yatan iş veya verim artık biricik çalışma alanı olmaktan çıkmış olsa da ergonomi kendi içinde aldığı eleştirilerle “iş bilimi” olmaktan fazlası olduğunu bir noktada kanıtlamıştır. Son 30 yıldır ekolojik sorunlara duyarsız kalması yüzünden eleştirilen ergonomi çok disiplinli çalışmalara olanak sağlaması açısından önem verilmesi gereken bir durumdadır. Bu noktadan hareketle makalenin odağı, Neville Moray’ın söz konusu duyarsızlığa getirdiği eleştiriler ve Andrew Thatcher’ın yeşil ergonomi üzerine yaptığı tanımlama ve kapsamıdır. Yeşil ergonomi, doğayı önceleyen tasarımların yapılması gerektiğinden yola çıkarak ergonomi için yeni bir yaklaşım önermektedir. Yalnızca doğanın değil aynı zamanda kalabalıklaşan kentlerin sorunlarını çözmek için de doğaya zarar vermeyen biçimde tasarımların hayata geçirilmesi mümkündür. Mevcut makale çevresel sorunların çözülmesi için kullanılabilecek olan yeşil ergonomiye değinerek kentlerde yürütülen çalışmaların çevresel ve sosyal faydalar sağlayabileceğine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Dünyanın giderek kalabalıklaştığı, kırsaldan çok kentsel gelişmenin yaşandığı gerçeği ışığında gıda güvenliğinden yeşil alan gereksinimine dek her alanda yapılacak olan tasarımlarda yeşil ergonomi yaklaşımının gözetilmesi önem taşımaktadır.
{"title":"Yeşil ergonomi: Ergonomiye ekolojik bir yaklaşım","authors":"Sibel ÖNAL","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1335176","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1335176","url":null,"abstract":"Günümüzün en önemli sorunlarından biri olan çevre sorunları her geçen gün daha da görünür hale gelmekte ve birbirinden farklı pek çok disiplin tarafından ele alınmaktadır. Temelinde yatan iş veya verim artık biricik çalışma alanı olmaktan çıkmış olsa da ergonomi kendi içinde aldığı eleştirilerle “iş bilimi” olmaktan fazlası olduğunu bir noktada kanıtlamıştır. Son 30 yıldır ekolojik sorunlara duyarsız kalması yüzünden eleştirilen ergonomi çok disiplinli çalışmalara olanak sağlaması açısından önem verilmesi gereken bir durumdadır. Bu noktadan hareketle makalenin odağı, Neville Moray’ın söz konusu duyarsızlığa getirdiği eleştiriler ve Andrew Thatcher’ın yeşil ergonomi üzerine yaptığı tanımlama ve kapsamıdır. Yeşil ergonomi, doğayı önceleyen tasarımların yapılması gerektiğinden yola çıkarak ergonomi için yeni bir yaklaşım önermektedir. Yalnızca doğanın değil aynı zamanda kalabalıklaşan kentlerin sorunlarını çözmek için de doğaya zarar vermeyen biçimde tasarımların hayata geçirilmesi mümkündür. Mevcut makale çevresel sorunların çözülmesi için kullanılabilecek olan yeşil ergonomiye değinerek kentlerde yürütülen çalışmaların çevresel ve sosyal faydalar sağlayabileceğine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Dünyanın giderek kalabalıklaştığı, kırsaldan çok kentsel gelişmenin yaşandığı gerçeği ışığında gıda güvenliğinden yeşil alan gereksinimine dek her alanda yapılacak olan tasarımlarda yeşil ergonomi yaklaşımının gözetilmesi önem taşımaktadır.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"91 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-26","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"134906349","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-26DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1359562
Ceren AKSOY SUGIYAMA
Bu değerlendirmenin konusu olan eser, Japonya’nın Aichi İli’nde yer alan Chubu Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olan Noriko Nakayama’nın, Haziran 1992 - Haziran 1993 arasında Zonguldak-Ereğli’de gerçekleştirmiş olduğu alan çalışmasına dayanmaktadır. Bu yazı her ne kadar bu eserin bir değerlendirmesi olsa da bir yandan da antropolojinin kendine has-en azından bir zamanlar- yönelimlerinden biri olan dışarıdan bakışın bir toplumun kendine has durumlarını ortaya koymada yaratabileceği farkı ve sosyal bilimler literatüründe var olan her kavramın her coğrafyaya uygun genel bir reçete sunamayacağını göstermeye çalışacaktır.
{"title":"Book review: Emerging perspectives based on the study of a Japanese anthropologist on modernity regarding the daily practices of rural women","authors":"Ceren AKSOY SUGIYAMA","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1359562","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1359562","url":null,"abstract":"Bu değerlendirmenin konusu olan eser, Japonya’nın Aichi İli’nde yer alan Chubu Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olan Noriko Nakayama’nın, Haziran 1992 - Haziran 1993 arasında Zonguldak-Ereğli’de gerçekleştirmiş olduğu alan çalışmasına dayanmaktadır. Bu yazı her ne kadar bu eserin bir değerlendirmesi olsa da bir yandan da antropolojinin kendine has-en azından bir zamanlar- yönelimlerinden biri olan dışarıdan bakışın bir toplumun kendine has durumlarını ortaya koymada yaratabileceği farkı ve sosyal bilimler literatüründe var olan her kavramın her coğrafyaya uygun genel bir reçete sunamayacağını göstermeye çalışacaktır.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"152 2","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-26","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"134906541","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-25DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1352855
Halil Çağlar ENNELİ
Bu makalede klasik bilim anlayışının antropoloji açısından sorunlu ve uygulanamaz bulunmasına kaynaklık eden önemli tartışmalardan birisi, “dinin tanımı” tartışması, yer alıyor. Makalede önce, “doğaüstü”, “insanüstü”, “ruhani varlık” ve “Tanrı” gibi dinle hemen ilişkilendirilebilecek terimlerin, tartışmanın başladığı zamanki bilimsel ölçütlere göre birçok sebeple oldukça kullanışsız olduğunun keşfedilmesine yer veriliyor. Bu ilk kısımda, dine her yerde ve her daim geçerli, zamanlar ve mekânlar üstü dinsel karakteristikler varmış gibi yaklaşmanın, toplumlararası ve toplumiçi farklılıklar karşısında kırıldığı ve kabul edilemez olduğu ortaya konuluyor. Bu tavrın arkasında bilim örtüsü ile gizlenmiş bir etnomerkezcilik bulunduğu gösteriliyor. Tanımlama sorunu yalnızca evrensellik iddiasının sürdürülemez olmasında değil toplumsal konuların, bunlar birbirlerinden ayrıymış, birbirlerine temas etmeyen-ettirilmemesi gereken ayrı bir “öz”leri varmış gibi ele alınmasından da kaynaklanmaktadır. Hâlbuki tam tersine bunlar birbirlerinin içine nereseyse ayrılmaz biçimde geçmişlerdir ve dinsel fenomeni diğer toplumsal fenomenlerden ayırmak pek mümkün değildir. Din bu yolla tanımlanmaya çalışıldığında ise yani insani evren, dinsel alanın içi ve dışı şeklinde iki gruba bölündüğünde, dinsel inanış ve pratiklerin anlamı ve karmaşıklığı büyük oranda kaybolacaktır. Makale boyunca, dinin tanımlanması özelinde, monotetik tanımlama biçiminin toplumsal fenomenleri, “gerçek” bir doğaları, “öz”leri varmış gibi ele aldığı ve bu farazi “öz”leri ayıklamaya uğraştığı için sorunlu olduğunu göstermeye ve bu sebeple antropolojik din çalışması veya herhangi bir toplumsal konudaki antropolojik çalışma için pek de uygun olmadığını ortaya koymaya çalıştım. Bunun yerine makalenin sonunda, insanların toplumsal yaşamda varolmasının ve onu anlamlandırmasının çoklu düzeylerine odaklanmanın, monotetik din tanımı çabasının ya toptan bir kenara bırakılmasına sebep olabileceğini ya da bir biçimde tanımlamadaki tıkanıklığın aşılmasını sağlayabileceğini iddia ettim. Burada ele alınan dinin tanımı tartışmasına ilişkin tüm noktalar, antropolojinin insani çeşitliliğe ulaşma yolunda, bilim ve bir zamanların bilimsel idealleri tarafından önüne koyulan engelleri keşfedişinin köşe taşları olarak okunabilir.
{"title":"Antropolojik “bilimselciliğin” sorunlarının keşfedildiği bir yolculuk: “Dinin tanımı” tartışması","authors":"Halil Çağlar ENNELİ","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1352855","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1352855","url":null,"abstract":"Bu makalede klasik bilim anlayışının antropoloji açısından sorunlu ve uygulanamaz bulunmasına kaynaklık eden önemli tartışmalardan birisi, “dinin tanımı” tartışması, yer alıyor. Makalede önce, “doğaüstü”, “insanüstü”, “ruhani varlık” ve “Tanrı” gibi dinle hemen ilişkilendirilebilecek terimlerin, tartışmanın başladığı zamanki bilimsel ölçütlere göre birçok sebeple oldukça kullanışsız olduğunun keşfedilmesine yer veriliyor. Bu ilk kısımda, dine her yerde ve her daim geçerli, zamanlar ve mekânlar üstü dinsel karakteristikler varmış gibi yaklaşmanın, toplumlararası ve toplumiçi farklılıklar karşısında kırıldığı ve kabul edilemez olduğu ortaya konuluyor. Bu tavrın arkasında bilim örtüsü ile gizlenmiş bir etnomerkezcilik bulunduğu gösteriliyor. Tanımlama sorunu yalnızca evrensellik iddiasının sürdürülemez olmasında değil toplumsal konuların, bunlar birbirlerinden ayrıymış, birbirlerine temas etmeyen-ettirilmemesi gereken ayrı bir “öz”leri varmış gibi ele alınmasından da kaynaklanmaktadır. Hâlbuki tam tersine bunlar birbirlerinin içine nereseyse ayrılmaz biçimde geçmişlerdir ve dinsel fenomeni diğer toplumsal fenomenlerden ayırmak pek mümkün değildir. Din bu yolla tanımlanmaya çalışıldığında ise yani insani evren, dinsel alanın içi ve dışı şeklinde iki gruba bölündüğünde, dinsel inanış ve pratiklerin anlamı ve karmaşıklığı büyük oranda kaybolacaktır. Makale boyunca, dinin tanımlanması özelinde, monotetik tanımlama biçiminin toplumsal fenomenleri, “gerçek” bir doğaları, “öz”leri varmış gibi ele aldığı ve bu farazi “öz”leri ayıklamaya uğraştığı için sorunlu olduğunu göstermeye ve bu sebeple antropolojik din çalışması veya herhangi bir toplumsal konudaki antropolojik çalışma için pek de uygun olmadığını ortaya koymaya çalıştım. Bunun yerine makalenin sonunda, insanların toplumsal yaşamda varolmasının ve onu anlamlandırmasının çoklu düzeylerine odaklanmanın, monotetik din tanımı çabasının ya toptan bir kenara bırakılmasına sebep olabileceğini ya da bir biçimde tanımlamadaki tıkanıklığın aşılmasını sağlayabileceğini iddia ettim. Burada ele alınan dinin tanımı tartışmasına ilişkin tüm noktalar, antropolojinin insani çeşitliliğe ulaşma yolunda, bilim ve bir zamanların bilimsel idealleri tarafından önüne koyulan engelleri keşfedişinin köşe taşları olarak okunabilir.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"1 3","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-25","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135168117","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}