Pub Date : 2023-10-25DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1334921
İsmail ÖZER
Antropolojik çalışmalarda insan türlerinin ilk kez nerede ortaya çıktıkları ve yayılım alanları en önemli araştırma sorunlarından birini oluşturmaktadır. En eski insan türlerinin Afrika orijinli olarak ortaya çıktığı, sonrasında dalgalar halinde diğer kıtalara yayıldığına dair binlerce kanıt bulunmaktadır. Anadolu’nun, Afrika, Asya ve Avrupa kıtaları arasındaki konumu dolayısıyla bu konunun araştırılması oldukça önemlidir. Ülkemizin kuzeybatı kesiminde insan türlerinin yaşam ve yayılım alanlarının tespit edilmesine yönelik olarak yapılan yüzey araştırması sırasında keşfedilen İnkaya Mağarası’nda 2017 yılından beri kazı çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada, Çanakkale ilinde 7 sezon boyunca gerçekleştirilen yüzey araştırmaları ve 6 sezon boyunca yapılan kazı çalışmaları hakkında değerlendirmeler yapılmaktadır. Geç Oligosen-Erken Miyosen Dönem’deki volkanik faaliyetlerle oluşmuş İnkaya Mağarası kayalık sisteminde yaklaşık 86 bin yıl öncesinden beri yaşamış olan insanlara ait kültür kalıntıları bulunmaktadır. Çakmaktaşı, bazalt ve andezitten üretilmiş yontmataş aletler mağaranın Orta Paleolitik Dönem’deki kullanımını yansıtmaktadır. İnkaya Mağarası, Paleolitik’te Kuzey Yarım Küre'de hüküm süren buzul dönemlerinde yaşayan ve göreceli olarak daha elverişli vadi sığınaklarını tercih eden fosil insanların Anadolu-Balkanlar arasındaki olası göçlerine açıklık getirecek bir potansiyeli taşımaktadır.
{"title":"Çanakkale / Çan / İnkaya Cave Excavation","authors":"İsmail ÖZER","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1334921","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1334921","url":null,"abstract":"Antropolojik çalışmalarda insan türlerinin ilk kez nerede ortaya çıktıkları ve yayılım alanları en önemli araştırma sorunlarından birini oluşturmaktadır. En eski insan türlerinin Afrika orijinli olarak ortaya çıktığı, sonrasında dalgalar halinde diğer kıtalara yayıldığına dair binlerce kanıt bulunmaktadır. Anadolu’nun, Afrika, Asya ve Avrupa kıtaları arasındaki konumu dolayısıyla bu konunun araştırılması oldukça önemlidir. Ülkemizin kuzeybatı kesiminde insan türlerinin yaşam ve yayılım alanlarının tespit edilmesine yönelik olarak yapılan yüzey araştırması sırasında keşfedilen İnkaya Mağarası’nda 2017 yılından beri kazı çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada, Çanakkale ilinde 7 sezon boyunca gerçekleştirilen yüzey araştırmaları ve 6 sezon boyunca yapılan kazı çalışmaları hakkında değerlendirmeler yapılmaktadır. Geç Oligosen-Erken Miyosen Dönem’deki volkanik faaliyetlerle oluşmuş İnkaya Mağarası kayalık sisteminde yaklaşık 86 bin yıl öncesinden beri yaşamış olan insanlara ait kültür kalıntıları bulunmaktadır. Çakmaktaşı, bazalt ve andezitten üretilmiş yontmataş aletler mağaranın Orta Paleolitik Dönem’deki kullanımını yansıtmaktadır. İnkaya Mağarası, Paleolitik’te Kuzey Yarım Küre'de hüküm süren buzul dönemlerinde yaşayan ve göreceli olarak daha elverişli vadi sığınaklarını tercih eden fosil insanların Anadolu-Balkanlar arasındaki olası göçlerine açıklık getirecek bir potansiyeli taşımaktadır.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"C-26 12","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-25","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135168118","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-24DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1323613
Merve GÜMRÜKÇÜ USLU
Biyolojik antropolojide geçmişteki statik ve dinamikler arasındaki ilişkiyi nedensellik çerçevesinde anlamak, geçmiş hakkında anlamlı açıklamalar yapmak için oldukça önemlidir. Birçok bilim insanının yaptığı gibi biyolojik antropologlar da geçmişi teoriler ile açıklamaya çalışırlar. Bu çalışmada geçmişi anlamak için üzerinde durulan paradigmalar olarak uniformitarianizmin ve middle-range teorinin biyolojik antropolojideki ve özellikle tafonomideki yerine ve önemine değinilecektir.
{"title":"Tafonomide Uniformitarianizm, Middle-Range Teori ve aktüalistik çalışmalar","authors":"Merve GÜMRÜKÇÜ USLU","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1323613","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1323613","url":null,"abstract":"Biyolojik antropolojide geçmişteki statik ve dinamikler arasındaki ilişkiyi nedensellik çerçevesinde anlamak, geçmiş hakkında anlamlı açıklamalar yapmak için oldukça önemlidir. Birçok bilim insanının yaptığı gibi biyolojik antropologlar da geçmişi teoriler ile açıklamaya çalışırlar. Bu çalışmada geçmişi anlamak için üzerinde durulan paradigmalar olarak uniformitarianizmin ve middle-range teorinin biyolojik antropolojideki ve özellikle tafonomideki yerine ve önemine değinilecektir.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"64 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-24","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135322316","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-22DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1335356
Öznur GÜLHAN
The biological profile holds notable significance within forensic assessments, as it plays a crucial role in determining biological identity. Moreover, it possesses substantial potential for applications in fields such as medical legal cases and forensic anthropology. Recent advancements in technology, specifically in the field of computed tomography, have enabled the accurate acquisition of detailed anatomical data from CT scans present in extensive medical repositories. The validity of new methods developed through the application of these techniques should therefore be analyzed. The primary intent of this research was to investigate the measurement accuracy obtained from CT-generated 3D femur models. To investigate the accuracy and reliability of measurements obtained from CT-generated 3D femur models, 3 different studies were conducted. A dataset comprising fifteen femurs was employed for analysis and measurement purposes. The obtained images were subsequently compared to twelve measurements acquired from the dry femora, enabling an assessment of the reliability and accuracy of both measurement protocols. To investigate the effect of CT parameters and soft tissue, 4 femurs were used. The analysis of twelve femur measurements obtained from the CT images processed with OsiriX software was carried out using Excel software packages and SPSS 24.0. From the results of this study, it can be observed that there is no discernible pattern regarding the reliability of image acquisition in any particular way. This implies that both dry femur bone and 3D virtual femur models can be used interchangeably for the 12 metric measurements used in this study, and at the same time, different scanning parameters or soft tissue influence for these measurements do not make a statistically significant difference.
{"title":"Evaluation of the reliability and accuracy of femur measurements acquired from computed tomography images","authors":"Öznur GÜLHAN","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1335356","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1335356","url":null,"abstract":"The biological profile holds notable significance within forensic assessments, as it plays a crucial role in determining biological identity. Moreover, it possesses substantial potential for applications in fields such as medical legal cases and forensic anthropology. Recent advancements in technology, specifically in the field of computed tomography, have enabled the accurate acquisition of detailed anatomical data from CT scans present in extensive medical repositories. The validity of new methods developed through the application of these techniques should therefore be analyzed. The primary intent of this research was to investigate the measurement accuracy obtained from CT-generated 3D femur models. To investigate the accuracy and reliability of measurements obtained from CT-generated 3D femur models, 3 different studies were conducted. A dataset comprising fifteen femurs was employed for analysis and measurement purposes. The obtained images were subsequently compared to twelve measurements acquired from the dry femora, enabling an assessment of the reliability and accuracy of both measurement protocols. To investigate the effect of CT parameters and soft tissue, 4 femurs were used. The analysis of twelve femur measurements obtained from the CT images processed with OsiriX software was carried out using Excel software packages and SPSS 24.0. From the results of this study, it can be observed that there is no discernible pattern regarding the reliability of image acquisition in any particular way. This implies that both dry femur bone and 3D virtual femur models can be used interchangeably for the 12 metric measurements used in this study, and at the same time, different scanning parameters or soft tissue influence for these measurements do not make a statistically significant difference.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"30 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-22","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135462442","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-22DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1358063
Serkan ŞAHİN
Ağlayan Ağaç, Bartın-Amasra’da yer alan Geç Doğu Roma Dönemine tarihlenen bir şapeldir. Amasra Ağlayan Ağaç Kazısı’ndan çıkarılan iskeletler paleopatolojik olarak incelenmiş ve elde edilen verilerin aynı döneme ait diğer Anadolu toplumlarıyla karşılaştırılması ile toplumun sağlık yapısı belirlenmeye çalışılmıştır. Ağlayan Ağaç toplumu cribra orbitalia görülme oranı çağdaşı topluluklardan erişkin yaş altı bireylerde yüksek değerlere sahiptir. Porotic hyperostosis oranları ise çağdaşlarına yakın değerlere sahiptir. Lezyonların sıtmaya ya da demir eksikliği anemisine bağlı olduğu düşünülmektedir. Bebek-çocuk ölüm oranı ise hızlı seyreden enfeksiyonel hastalıkları akla getirmektedir. Buraya gömülen bebeklerin %88,89’u yenidoğan statüsündedir. Burası kutsal bir alandır ve bu yüksek oran vaftiz edilmeden ölen bireylerin kutsal bir alana gömülmesiyle (Hristiyanlık inancına göre) günahlarının affedilmesiyle alakalı olabilir. Toplumda erişkin bireylerde yoğun günlük aktiviteleri arasında kol ve bacak gücüne dayalı, yüksek çaba gerektiren ağır yük kaldırma ve taşıma faaliyetlerine ait izler gözlemlenmiştir. Ağlayan Ağaç toplumu beslenme açısından özellikle çocuklar için kötü durumda olduğunu söylemek mümkündür. Ancak sıtma hariç enfeksiyonel hastalıkların düşük oranı çağdaş Anadolu toplumlarından daha yüksek hijyenik ortamı göstermektedir.
{"title":"Paleopathological analysis of Ağlayan Ağaç population","authors":"Serkan ŞAHİN","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1358063","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1358063","url":null,"abstract":"Ağlayan Ağaç, Bartın-Amasra’da yer alan Geç Doğu Roma Dönemine tarihlenen bir şapeldir. Amasra Ağlayan Ağaç Kazısı’ndan çıkarılan iskeletler paleopatolojik olarak incelenmiş ve elde edilen verilerin aynı döneme ait diğer Anadolu toplumlarıyla karşılaştırılması ile toplumun sağlık yapısı belirlenmeye çalışılmıştır. Ağlayan Ağaç toplumu cribra orbitalia görülme oranı çağdaşı topluluklardan erişkin yaş altı bireylerde yüksek değerlere sahiptir. Porotic hyperostosis oranları ise çağdaşlarına yakın değerlere sahiptir. Lezyonların sıtmaya ya da demir eksikliği anemisine bağlı olduğu düşünülmektedir. Bebek-çocuk ölüm oranı ise hızlı seyreden enfeksiyonel hastalıkları akla getirmektedir. Buraya gömülen bebeklerin %88,89’u yenidoğan statüsündedir. Burası kutsal bir alandır ve bu yüksek oran vaftiz edilmeden ölen bireylerin kutsal bir alana gömülmesiyle (Hristiyanlık inancına göre) günahlarının affedilmesiyle alakalı olabilir. Toplumda erişkin bireylerde yoğun günlük aktiviteleri arasında kol ve bacak gücüne dayalı, yüksek çaba gerektiren ağır yük kaldırma ve taşıma faaliyetlerine ait izler gözlemlenmiştir. Ağlayan Ağaç toplumu beslenme açısından özellikle çocuklar için kötü durumda olduğunu söylemek mümkündür. Ancak sıtma hariç enfeksiyonel hastalıkların düşük oranı çağdaş Anadolu toplumlarından daha yüksek hijyenik ortamı göstermektedir.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"138 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-22","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135462100","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-20DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1325988
Fatma TUNÇER
This article deals with the women’s narratives of “natural” and “unnatural” appearance and the possible meanings in which these narratives indicate regarding the use of botox and filler technologies and applications, which are among the today’s “youth” work interventions. This study, which was based on a field research and the participant observation technique, was carried out at the X Aesthetic Center in Ankara/Turkey between the years of 2021-2022. The data were obtained from in-depth interviews with the doctor who performed the botox and filler procedure and from the female participants in different range of ages who have these applications. In this study, which is based on the meanings attributed by the participants to the “natural” and “unnatural” appearance, and which takes the concept of “natural” as problematic, the discourse of “naturalness” is discussed in connection with the literature on nature, culture, body and technology. In the light of these discussions, we will focus on where and how we should position the bodily regimes of the participants involved in botox and filler procedures, and on the boundaries between the “natural” and “unnatural” body which will be tried to be blurred. In oder to do so, it will be argued that Donna J. Haraway’s cyborg figure, i.e. “machine-organism hybrids”, can be adapted to the field of botox and filler applications.
本文讨论了女性对“自然”和“非自然”外表的叙述,以及这些叙述所表明的关于肉毒杆菌和填充技术和应用的使用的可能含义,这些技术和应用是当今“青年”工作干预之一。该研究基于实地调查和参与式观察技术,于2021-2022年间在土耳其安卡拉的X美学中心进行。这些数据是通过对进行肉毒杆菌注射和填充手术的医生以及不同年龄的女性参与者的深入访谈获得的。本研究以参与者对“自然”与“非自然”外表所赋予的意义为基础,以“自然”的概念为问题,结合自然、文化、身体和技术等方面的文献来探讨“自然”话语。根据这些讨论,我们将集中讨论我们应该在哪里以及如何定位参与肉毒杆菌和填充程序的参与者的身体制度,以及将试图模糊的“自然”和“非自然”身体之间的界限。为了做到这一点,人们会认为Donna J. Haraway的半机械人形象,即“机器-有机体杂交体”,可以适用于肉毒杆菌和填充剂的应用领域。
{"title":"Botoks ve dolgu enjeksiyonları ile yüzün yeniden inşası","authors":"Fatma TUNÇER","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1325988","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1325988","url":null,"abstract":"This article deals with the women’s narratives of “natural” and “unnatural” appearance and the possible meanings in which these narratives indicate regarding the use of botox and filler technologies and applications, which are among the today’s “youth” work interventions. This study, which was based on a field research and the participant observation technique, was carried out at the X Aesthetic Center in Ankara/Turkey between the years of 2021-2022. The data were obtained from in-depth interviews with the doctor who performed the botox and filler procedure and from the female participants in different range of ages who have these applications. In this study, which is based on the meanings attributed by the participants to the “natural” and “unnatural” appearance, and which takes the concept of “natural” as problematic, the discourse of “naturalness” is discussed in connection with the literature on nature, culture, body and technology. In the light of these discussions, we will focus on where and how we should position the bodily regimes of the participants involved in botox and filler procedures, and on the boundaries between the “natural” and “unnatural” body which will be tried to be blurred. In oder to do so, it will be argued that Donna J. Haraway’s cyborg figure, i.e. “machine-organism hybrids”, can be adapted to the field of botox and filler applications.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"1 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-20","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135665193","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-20DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1338325
Çilem SÖNMEZ SÖZER
Geçmişten günümüze yaşayan her canlının hayatta kalabilmek için ihtiyaç duyduğu ve mücadele ettiği en önemli şey hiç şüphesiz ki yiyecektir. Hayatta kalmak dışında, vücut fonksiyonların sorunsuz bir şekilde yerine getirilmesi içinde beslenmenin önemi büyüktür. Antropolojinin en temel materyali olan ve antik toplumlar hakkında bilgi edinmemizi sağlayan iskelet materyaller ve dişler bizlere incelediğimiz toplum hakkında birçok bilgi vermektedir. Özellikle dişler yapıları gereği zorlu koşullar altında bile çoğunlukla bütünlüklerini koruyabildikleri için bu alanda yapılan çalışmalarda en çok tercih edilen malzemelerdir. Günümüzde gelişen tıp alanında kullanılan teknolojilerin gelişmesi ile birlikte çoğu hastalığın beslenme rejimiyle doğrudan bağlantılı olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmektedir. Bu nedenle beslenme üzerine yapılan çalışmalar artmaktadır. Özellikle teknolojinin ilerlemesi ile birlikte yeni çalışma yöntemleri de ortaya çıkmaktadır ve bunlar içerisinde en çok tercih edilenlerinden biriside mikro aşınma yöntemidir. Antik toplumların beslenme rejiminin ortaya çıkarılması için yapılan çalışmalar sadece diyet hakkında bilgi vermekle kalmayıp aynı zamanda incelenen toplum ya da toplumların sağlık durumu, sosyo-kültürel yapısı ve yaşam tarzı hakkında da önemli veriler sağlamaktadır. Aynı zamanda beslenme ile ilgili yapılan çalışmalardan elde edilen veriler sayesinde incelenen toplum ya da toplumların aralarındaki benzerlik ve farklılıklar ile birlikte, yetiştirdikleri ürünler, iklim koşulları, göçler, dönemsel değişiklikler hakkında bilgiler edinmek de mümkündür.
{"title":"Mikro aşınma ve beslenme ilişkisi","authors":"Çilem SÖNMEZ SÖZER","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1338325","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1338325","url":null,"abstract":"Geçmişten günümüze yaşayan her canlının hayatta kalabilmek için ihtiyaç duyduğu ve mücadele ettiği en önemli şey hiç şüphesiz ki yiyecektir. Hayatta kalmak dışında, vücut fonksiyonların sorunsuz bir şekilde yerine getirilmesi içinde beslenmenin önemi büyüktür. Antropolojinin en temel materyali olan ve antik toplumlar hakkında bilgi edinmemizi sağlayan iskelet materyaller ve dişler bizlere incelediğimiz toplum hakkında birçok bilgi vermektedir. Özellikle dişler yapıları gereği zorlu koşullar altında bile çoğunlukla bütünlüklerini koruyabildikleri için bu alanda yapılan çalışmalarda en çok tercih edilen malzemelerdir. Günümüzde gelişen tıp alanında kullanılan teknolojilerin gelişmesi ile birlikte çoğu hastalığın beslenme rejimiyle doğrudan bağlantılı olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmektedir. Bu nedenle beslenme üzerine yapılan çalışmalar artmaktadır. Özellikle teknolojinin ilerlemesi ile birlikte yeni çalışma yöntemleri de ortaya çıkmaktadır ve bunlar içerisinde en çok tercih edilenlerinden biriside mikro aşınma yöntemidir. Antik toplumların beslenme rejiminin ortaya çıkarılması için yapılan çalışmalar sadece diyet hakkında bilgi vermekle kalmayıp aynı zamanda incelenen toplum ya da toplumların sağlık durumu, sosyo-kültürel yapısı ve yaşam tarzı hakkında da önemli veriler sağlamaktadır. Aynı zamanda beslenme ile ilgili yapılan çalışmalardan elde edilen veriler sayesinde incelenen toplum ya da toplumların aralarındaki benzerlik ve farklılıklar ile birlikte, yetiştirdikleri ürünler, iklim koşulları, göçler, dönemsel değişiklikler hakkında bilgiler edinmek de mümkündür.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"4 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-20","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135665329","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-10-04DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1329687
Hakan MUTLU
Türkiye Cumhuriyeti’nin bilimsel antropolojik birikimini neredeyse bir asır boyunca iki dergi üstlenmiştir denebilir: 1925-1939 seneleri arasında yayımlanan Türk Antropoloji Mecmuası ve onun halefi olup 1963’ten günümüze yayın hayatına devam eden Antropoloji -ya da yanlış bilinen adıyla Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Antropoloji Dergisi. Son yıllarda İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nün ve Antropoloji Derneği’nin yeni dergilerinin yayıma başlamasıyla Antropoloji’nin bu nevi şahsına münhasır özelliği yavaş yavaş yitse de tarihsel birikimi ve akademik -ve hatta politik- tartışmalara dahi konu olmuş geçmişi, dergiyi hâlâ Türkiye Antropolojisi’nin sancak gemisi olarak addetmeye yetiyor. Bu çalışmayla, başta derginin, sonraysa disiplinin Türkiye’deki mâkus kayıt geleneği bağlamında eksikliği çekilen kurumsal tarih yazınına -küçük de olsa- bir not düşmeyi amaçlıyorum. Bu amaç doğrultusunda dergideki eserlerin sayı ve türleri, yazıların yıllara ve yazar ilişkilerine göre dağılımı, anahtar kelime, konu ve yazar dağılımları, yazarların kendine ve dergiye olanlar ile alan dergilerine atıfları ve son olarak yazıların fonlanma bilgileri inceliyorum. Sonuç olarak Antropoloji’nin çok geniş yelpazede bir okuyucuya hitap ettiğini, çok çeşitli alan ve akademik arka planlardan yazarları kendine çektiğini ve bahsi geçen yeni dergilere rağmen Türkiye antropolojisindeki önemi ve geniş etkisini naçizane fakat manidar biçimde ortaya koyuyorum.
{"title":"Yüz yaşında bir ülke, altmış yaşında bir dergi: 1963’ten 2023’e Antropoloji’nin tarihçesi ve bibliyometrik bir inceleme denemesi","authors":"Hakan MUTLU","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1329687","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1329687","url":null,"abstract":"Türkiye Cumhuriyeti’nin bilimsel antropolojik birikimini neredeyse bir asır boyunca iki dergi üstlenmiştir denebilir: 1925-1939 seneleri arasında yayımlanan Türk Antropoloji Mecmuası ve onun halefi olup 1963’ten günümüze yayın hayatına devam eden Antropoloji -ya da yanlış bilinen adıyla Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Antropoloji Dergisi. Son yıllarda İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nün ve Antropoloji Derneği’nin yeni dergilerinin yayıma başlamasıyla Antropoloji’nin bu nevi şahsına münhasır özelliği yavaş yavaş yitse de tarihsel birikimi ve akademik -ve hatta politik- tartışmalara dahi konu olmuş geçmişi, dergiyi hâlâ Türkiye Antropolojisi’nin sancak gemisi olarak addetmeye yetiyor. Bu çalışmayla, başta derginin, sonraysa disiplinin Türkiye’deki mâkus kayıt geleneği bağlamında eksikliği çekilen kurumsal tarih yazınına -küçük de olsa- bir not düşmeyi amaçlıyorum. Bu amaç doğrultusunda dergideki eserlerin sayı ve türleri, yazıların yıllara ve yazar ilişkilerine göre dağılımı, anahtar kelime, konu ve yazar dağılımları, yazarların kendine ve dergiye olanlar ile alan dergilerine atıfları ve son olarak yazıların fonlanma bilgileri inceliyorum. Sonuç olarak Antropoloji’nin çok geniş yelpazede bir okuyucuya hitap ettiğini, çok çeşitli alan ve akademik arka planlardan yazarları kendine çektiğini ve bahsi geçen yeni dergilere rağmen Türkiye antropolojisindeki önemi ve geniş etkisini naçizane fakat manidar biçimde ortaya koyuyorum.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"141 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-10-04","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135647145","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-09-18DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1321879
Meryem BULUT
Antropolojinin tarihçesi ve Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi’nde sosyal antropoloji anabilim dalının gelişiminin ele alındığı bu makalede, küresel perspektiften antropolojinin gelişimi; Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi’nde antropoloji bölümünün kurulmasıyla birlikte fizik antropolojiden sosyal antropolojiye uzanan evrede öne çıkan araştırmalar ile hocalarımızın çalışmalarından hareketle antropoloji ve sosyal antropolojinin kısa bir tarihçesi yazılmıştır. Sosyal antropoloji on dokuzuncu yüzyılın sonunda, “yabanıl”, “uzak” ve “öteki” olarak tanımlanan toplulukları anlamaya yorumlamaya çalışır. Dolayısıyla sosyal antropolojinin köklerinin İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa’da atıldığı ve modern olarak tanımlanan dünyanın ilgisi ve gereksinimleri doğrultusunda şekillendiği görülür. Türkiye’de de akademik anlamda gerçekleştirilen antropolojik araştırmalar, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatı ile 1925 yılında, Türk Antropoloji Enstitüsü’nün İstanbul Darülfünun-u Tıp Fakültesi’nde kurulması ile başlamıştır. Antropolojinin Türkiye’de bilimsel olarak ele alındığı ilk yıllarda araştırmacılar daha çok fizik antropoloji çalışmaları üzerinde yoğunlaşmış olsalar da bu durum ilerleyen zaman içinde değişime uğramıştır. Sosyal antropolojik çalışmaların sistematik bir biçimde ele alınması daha çok 1940’lı yıllarda başlamıştır ve bu araştırmaların büyük bir çoğunluğu Türkiye’nin kırsal bölgelerinde gerçekleştirilen alan araştırmalarından oluşmuştur. Bu makalede tarihsel süreçte sosyal antropolojinin kabul edilmesine, günümüze kadar gelme sürecine, Türkiye’de sosyal antropolojinin gelişimi ve fizik antropolojiden sosyal antropolojiye geçiş bağlamında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi antropoloji bölümünün çeşitli gelişim aşamalarını işaret eden önemli çalışmalara ve bu çalışmaları gerçekleştiren akademisyenlere değinilmektedir.
本文讨论了人类学的历史和安卡拉大学语言、历史和地理学院社会人类学系的发展,根据人类学从全球视角的发展、安卡拉大学语言、历史和地理学院人类学系成立后从体质人类学到社会人类学阶段的突出研究以及本系教授的著作,简要介绍了人类学和社会人类学的历史。19 世纪末,社会人类学试图理解和解释被定义为 "野生"、"偏远 "和 "他者 "的社群。因此,我们可以看到,社会人类学的根基是在英国、美国和法国扎下的,它是根据被定义为现代的世界的利益和需求而形成的。在土耳其,学术意义上的人类学研究始于 1925 年伊斯坦布尔 Darülfünun-u 医学院在加齐-穆斯塔法-凯末尔-阿塔图尔克(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)的指导下成立的土耳其人类学研究所。虽然在土耳其人类学科学研究的最初几年,研究人员更侧重于体质人类学研究,但随着时间的推移,这种情况已经发生了变化。对社会人类学研究的系统处理始于 20 世纪 40 年代,这些研究大多是在土耳其农村地区进行的实地调查。本文以安卡拉大学语言、历史和地理学院人类学系的不同发展阶段为背景,提到了社会人类学在历史进程中的接受程度、走到今天的过程、土耳其社会人类学的发展以及从体质人类学向社会人类学的过渡,并介绍了开展这些研究的学者。
{"title":"Antropoloji tarihçesi: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi özelinde fizik antropolojiden sosyal antropolojiye geçiş","authors":"Meryem BULUT","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1321879","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1321879","url":null,"abstract":"Antropolojinin tarihçesi ve Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi’nde sosyal antropoloji anabilim dalının gelişiminin ele alındığı bu makalede, küresel perspektiften antropolojinin gelişimi; Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi’nde antropoloji bölümünün kurulmasıyla birlikte fizik antropolojiden sosyal antropolojiye uzanan evrede öne çıkan araştırmalar ile hocalarımızın çalışmalarından hareketle antropoloji ve sosyal antropolojinin kısa bir tarihçesi yazılmıştır. Sosyal antropoloji on dokuzuncu yüzyılın sonunda, “yabanıl”, “uzak” ve “öteki” olarak tanımlanan toplulukları anlamaya yorumlamaya çalışır. Dolayısıyla sosyal antropolojinin köklerinin İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa’da atıldığı ve modern olarak tanımlanan dünyanın ilgisi ve gereksinimleri doğrultusunda şekillendiği görülür. Türkiye’de de akademik anlamda gerçekleştirilen antropolojik araştırmalar, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatı ile 1925 yılında, Türk Antropoloji Enstitüsü’nün İstanbul Darülfünun-u Tıp Fakültesi’nde kurulması ile başlamıştır. Antropolojinin Türkiye’de bilimsel olarak ele alındığı ilk yıllarda araştırmacılar daha çok fizik antropoloji çalışmaları üzerinde yoğunlaşmış olsalar da bu durum ilerleyen zaman içinde değişime uğramıştır. Sosyal antropolojik çalışmaların sistematik bir biçimde ele alınması daha çok 1940’lı yıllarda başlamıştır ve bu araştırmaların büyük bir çoğunluğu Türkiye’nin kırsal bölgelerinde gerçekleştirilen alan araştırmalarından oluşmuştur. Bu makalede tarihsel süreçte sosyal antropolojinin kabul edilmesine, günümüze kadar gelme sürecine, Türkiye’de sosyal antropolojinin gelişimi ve fizik antropolojiden sosyal antropolojiye geçiş bağlamında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi antropoloji bölümünün çeşitli gelişim aşamalarını işaret eden önemli çalışmalara ve bu çalışmaları gerçekleştiren akademisyenlere değinilmektedir.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":"21 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-18","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135257299","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-06-30DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1284861
Ece EREN KURAL, İsmail Özer
İskelet toplumlarında erişkin olmayan bireylerde gözlenen diş ve çene hastalıklarının değerlendirilmesi, bebek ve çocukların sağlık ve beslenme yapısı hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır. Bu çalışmada, Havuzdere Orta Çağ toplumundaki bebek ve çocukların ağız ve diş sağlığı, beslenme yapısı, genel sağlık yapısı ve yaşam biçimlerinin anlaşılması amacıyla diş ve çene patolojileri incelenmiştir. Çalışmada Havuzdere toplumu bebek ve çocuklarına ait toplam 105 bireyin (89 çocuk ve 16 bebek) 2143 adet dişi (706 süt ve 1437 daimî diş) incelenmiştir. Diş ve çene patolojileri analizleri sonucunda, bebek ve çocuklarda diş çürüğü %9,6, diş aşınması %40,3, diş taşı %12, hipoplazi %30,3, alveol kemik kaybı %3, apse %0,2 ve antemortem diş kaybı %0,1 oranında gözlenmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen bilgiler, Havuzdere toplumunda bebek ve çocukların erken yaşta anne sütünden kesildiğini, genellikle karbonhidrat ağırlıklı beslendiklerini ve gelişim dönemlerinde çevresel ve fizyolojik strese maruz kaldıklarını göstermektedir.
{"title":"Havuzdere (Yalova) Orta Çağ toplumu bebek ve çocuk iskeletlerinde ağız ve diş sağlığı","authors":"Ece EREN KURAL, İsmail Özer","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1284861","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1284861","url":null,"abstract":"İskelet toplumlarında erişkin olmayan bireylerde gözlenen diş ve çene hastalıklarının değerlendirilmesi, bebek ve çocukların sağlık ve beslenme yapısı hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır. Bu çalışmada, Havuzdere Orta Çağ toplumundaki bebek ve çocukların ağız ve diş sağlığı, beslenme yapısı, genel sağlık yapısı ve yaşam biçimlerinin anlaşılması amacıyla diş ve çene patolojileri incelenmiştir. Çalışmada Havuzdere toplumu bebek ve çocuklarına ait toplam 105 bireyin (89 çocuk ve 16 bebek) 2143 adet dişi (706 süt ve 1437 daimî diş) incelenmiştir. Diş ve çene patolojileri analizleri sonucunda, bebek ve çocuklarda diş çürüğü %9,6, diş aşınması %40,3, diş taşı %12, hipoplazi %30,3, alveol kemik kaybı %3, apse %0,2 ve antemortem diş kaybı %0,1 oranında gözlenmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen bilgiler, Havuzdere toplumunda bebek ve çocukların erken yaşta anne sütünden kesildiğini, genellikle karbonhidrat ağırlıklı beslendiklerini ve gelişim dönemlerinde çevresel ve fizyolojik strese maruz kaldıklarını göstermektedir.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":" ","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-06-30","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"43419609","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Pub Date : 2023-06-30DOI: 10.33613/antropolojidergisi.1209953
Mücahit Gültekin
Bir ayrımcılık biçimi olarak türcülük ilk kez Richard Ryder tarafından 1970 yılında kullanılmış, Peter Singer’ın 1975 yılında yayımladığı Hayvan Özgürleşmesi kitabında kapsamlı bir şekilde açıklandıktan sonra özellikle hayvan hakları hareketinin temel kavramlarından biri haline gelmiştir. “Bir kişinin kendi biyolojik türünün çıkarları lehine ve diğer biyolojik türlerin çıkarları aleyhine, önyargılı ya da yanlı davranması” olarak tanımlanan türcülük kavramı son zamanlarda yapay zekâ ve robotları da kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmaya çalışılmaktadır. Türcülüğün genişletilmiş tanımına felsefi temel sağlayan posthümanizm kavramı ise ilk kez 1977 yılında Ihab Hassan tarafından kullanılmıştır. Posthümanizm, hümanizmin insan merkezci varlık hiyerarşisine itiraz etmekte ve yatay bir ontolojiyi savunmaktadır. Posthümanizme göre insan merkezci varlık tasavvuru diğer varlıkları insanın çıkarına olacak bir şekilde sömürgeleştirmektedir. Kimi uzmanların küresel ısınma gibi çevresel sorunların insan faaliyetleri sebebiyle olduğuna gönderme yapan Antroposen’e (İnsan Çağı) girmiş olduğumuzu duyurmaları hümanizm eleştirilerine kanıt olarak yorumlanmaktadır. Diğer taraftan yapay zekâ ve robotik alanındaki gelişmeler önümüzdeki yıllarda hayatın hemen her alanında insan-sosyal robot etkileşiminin artacağını göstermektedir. Özellikle son yıllarda insansı robotların üretilmesi, insan robot etkileşiminin etik ve hukuki temelde tartışılmasını beraberinde getirmiştir. Bazı uzmanlar insanların robotlara karşı “türcü” davranabileceğini belirtmekte; bunun da yapay zekâ ve robotik alanındaki gelişmeleri negatif etkileyebileceğini ifade etmektedir. Türcülüğün bu genişletilmiş tanımı insanı yapay zekâ ve robotlara karşı etik ve hukuki açıdan yükümlülük altına sokabilecektir. Bu makalede posthümanizm ve türcülük kavramları hakkında bilgi vermek, türcülüğün yapay zekâ ve robotları da kapsayacak şekilde genişletilmesini posthümanizm temelinde tartışmak amaçlanmıştır.
{"title":"Posthümanizm ve yeni bir ayrımcılık biçimi olarak robotlara yönelik türcülük","authors":"Mücahit Gültekin","doi":"10.33613/antropolojidergisi.1209953","DOIUrl":"https://doi.org/10.33613/antropolojidergisi.1209953","url":null,"abstract":"Bir ayrımcılık biçimi olarak türcülük ilk kez Richard Ryder tarafından 1970 yılında kullanılmış, Peter Singer’ın 1975 yılında yayımladığı Hayvan Özgürleşmesi kitabında kapsamlı bir şekilde açıklandıktan sonra özellikle hayvan hakları hareketinin temel kavramlarından biri haline gelmiştir. “Bir kişinin kendi biyolojik türünün çıkarları lehine ve diğer biyolojik türlerin çıkarları aleyhine, önyargılı ya da yanlı davranması” olarak tanımlanan türcülük kavramı son zamanlarda yapay zekâ ve robotları da kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmaya çalışılmaktadır. Türcülüğün genişletilmiş tanımına felsefi temel sağlayan posthümanizm kavramı ise ilk kez 1977 yılında Ihab Hassan tarafından kullanılmıştır. Posthümanizm, hümanizmin insan merkezci varlık hiyerarşisine itiraz etmekte ve yatay bir ontolojiyi savunmaktadır. Posthümanizme göre insan merkezci varlık tasavvuru diğer varlıkları insanın çıkarına olacak bir şekilde sömürgeleştirmektedir. Kimi uzmanların küresel ısınma gibi çevresel sorunların insan faaliyetleri sebebiyle olduğuna gönderme yapan Antroposen’e (İnsan Çağı) girmiş olduğumuzu duyurmaları hümanizm eleştirilerine kanıt olarak yorumlanmaktadır. Diğer taraftan yapay zekâ ve robotik alanındaki gelişmeler önümüzdeki yıllarda hayatın hemen her alanında insan-sosyal robot etkileşiminin artacağını göstermektedir. Özellikle son yıllarda insansı robotların üretilmesi, insan robot etkileşiminin etik ve hukuki temelde tartışılmasını beraberinde getirmiştir. Bazı uzmanlar insanların robotlara karşı “türcü” davranabileceğini belirtmekte; bunun da yapay zekâ ve robotik alanındaki gelişmeleri negatif etkileyebileceğini ifade etmektedir. Türcülüğün bu genişletilmiş tanımı insanı yapay zekâ ve robotlara karşı etik ve hukuki açıdan yükümlülük altına sokabilecektir. Bu makalede posthümanizm ve türcülük kavramları hakkında bilgi vermek, türcülüğün yapay zekâ ve robotları da kapsayacak şekilde genişletilmesini posthümanizm temelinde tartışmak amaçlanmıştır.","PeriodicalId":33788,"journal":{"name":"Antropoloji","volume":" ","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-06-30","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"49668666","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}