Anadolu, Doğu Akdeniz ve Arap Yarımadası hinterlandında önemli geçiş güzergahları üzerinde yer alan Kahramanmaraş, siyasi ve askeri tarihindeki hareketlilik yanında bugün olduğu gibi geçmişte de canlı bir sosyoekonomik hayata ev sahipliği yapmıştır. Maraş Kalesi’nin güney kesiminde, ilk inşası 15. yüzyıl ortalarında Dulkadirli Beyi Süleyman Bey tarafından gerçekleştirilen Ulu Cami ile bunun etrafında şekillenen çarşı alanında, zamanla Eski (Yukarı) Bedesten ve Sûk-i Maraş (bugünkü Belediye Çarşısı) gibi örgütlü - ticari strüktürler 16. yüzyıl başları itibarıyla yerlerini almışlardır. Maraş kent içi ticaret alanının gelişimi Osmanlı döneminde de sürmüş ve mevcut eski çarşının batısında, 16. yüzyıl sonlarında Aşağı (Yeni) Bedesten odaklı klâsik bir Osmanlı çarşısı şekillenmeye başlamıştır. Günümüze ulaşabilen şekli itibarıyla Maraş Kapalı Çarşı; Yeni Bedesten’in güney kenarına bitişik, üstü açık arasta düzeninde sıralanan bezirgân, kavaf, köşker ve alaca dükkânlarının 19. yüzyılın ikinci yarısında tamamen kâgire dönüştürülerek, tonoz sistemleriyle örtülmesiyle meydana gelmiştir. Bu yazıda Maraş Kapalı Çarşı’nın kuruluşundan günümüze kadar olan süre zarfında gösterdiği gelişim aşamaları mimari veriler ve yazılı kaynaklar ışığında ele alınarak, yapı tarihine dair dönemsel restitüsyon önerilerinde bulunulmaktadır. Sonuçta, Maraş kent tarihi için önemli bir kültürel miras değeri taşıyan Kapalı Çarşı’nın İstanbul ve Kayseri örneklerine benzer, çok sıralı arasta düzeninde bir Osmanlı çarşısı olduğuna dikkat çekilerek, yapının 6 Şubat 2023 depreminde aldığı kısmi hasarları da kapsayacak acil bir rehabilitasyona ihtiyaç duyduğu vurgulanmaktadır.
Bu çalışmanın amacı, Kahramanmaraş Kapalı Çarşı inşa tarihinin dönem restitüsyonlarıyla görselleştirildiği monografik bir denemeyi Osmanlı kenti, mimarlık ve sanat tarihi araştırmaları arasına kazandırmak ve ayrıca, 2023 depremi sonrasında Kapalı Çarşı’da yürütülecek koruma ve onarım çalışmalarına katkı sağlamaktır.
{"title":"Kahramanmaraş Grand Bazaar","authors":"Tolga BOZKURT, Ercan AKSOY","doi":"10.29135/std.1298288","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1298288","url":null,"abstract":"Anadolu, Doğu Akdeniz ve Arap Yarımadası hinterlandında önemli geçiş güzergahları üzerinde yer alan Kahramanmaraş, siyasi ve askeri tarihindeki hareketlilik yanında bugün olduğu gibi geçmişte de canlı bir sosyoekonomik hayata ev sahipliği yapmıştır. Maraş Kalesi’nin güney kesiminde, ilk inşası 15. yüzyıl ortalarında Dulkadirli Beyi Süleyman Bey tarafından gerçekleştirilen Ulu Cami ile bunun etrafında şekillenen çarşı alanında, zamanla Eski (Yukarı) Bedesten ve Sûk-i Maraş (bugünkü Belediye Çarşısı) gibi örgütlü - ticari strüktürler 16. yüzyıl başları itibarıyla yerlerini almışlardır. Maraş kent içi ticaret alanının gelişimi Osmanlı döneminde de sürmüş ve mevcut eski çarşının batısında, 16. yüzyıl sonlarında Aşağı (Yeni) Bedesten odaklı klâsik bir Osmanlı çarşısı şekillenmeye başlamıştır. Günümüze ulaşabilen şekli itibarıyla Maraş Kapalı Çarşı; Yeni Bedesten’in güney kenarına bitişik, üstü açık arasta düzeninde sıralanan bezirgân, kavaf, köşker ve alaca dükkânlarının 19. yüzyılın ikinci yarısında tamamen kâgire dönüştürülerek, tonoz sistemleriyle örtülmesiyle meydana gelmiştir. Bu yazıda Maraş Kapalı Çarşı’nın kuruluşundan günümüze kadar olan süre zarfında gösterdiği gelişim aşamaları mimari veriler ve yazılı kaynaklar ışığında ele alınarak, yapı tarihine dair dönemsel restitüsyon önerilerinde bulunulmaktadır. Sonuçta, Maraş kent tarihi için önemli bir kültürel miras değeri taşıyan Kapalı Çarşı’nın İstanbul ve Kayseri örneklerine benzer, çok sıralı arasta düzeninde bir Osmanlı çarşısı olduğuna dikkat çekilerek, yapının 6 Şubat 2023 depreminde aldığı kısmi hasarları da kapsayacak acil bir rehabilitasyona ihtiyaç duyduğu vurgulanmaktadır. 
 Bu çalışmanın amacı, Kahramanmaraş Kapalı Çarşı inşa tarihinin dönem restitüsyonlarıyla görselleştirildiği monografik bir denemeyi Osmanlı kenti, mimarlık ve sanat tarihi araştırmaları arasına kazandırmak ve ayrıca, 2023 depremi sonrasında Kapalı Çarşı’da yürütülecek koruma ve onarım çalışmalarına katkı sağlamaktır.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"63 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-27","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135586947","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan ve tarihi kaynaklara göre “Tao-Klarceti” olarak bilinen; Artvin ile kısmen Erzurum ve Ardahan illerini kapsayan bölgede, 8. ve 14. yüzyıllar arasında Bagratlı Gürcü hanedanlığının egemen olduğu görülmektedir. Bölgede 4. yüzyıldan itibaren yayılım göstermeye başlayan Hıristiyanlık inancı, dini mimariye de yansımıştır. Yapıların plan özelliklerinin yanı sıra süsleme anlayışında da çeşitli değişimler yaşanmıştır. Figürlü (dini kişiler, hayvanlar) ve dini semboller ağırlıklı konuların ele alındığı sahneler dışında, geometrik ve bitkisel motiflerin de kullanıldığı Tao-Klarceti mimarisine ait bezeme programında, bitkisel kompozisyonlar önemli bir yer tutmaktadır. Bu gelenek bölgedeki en eski Hıristiyanlık anıtlarından olan manastır kiliseleri ile başlayarak Orta Çağ boyunca devam etmiştir. Manastır kiliselerinin cephelerinde, palmet ve rumi motiflerinden oluşan bitkisel bezeme kompozisyonları dikkat çekmektedir. Yapıların bünyesinde yer alan bu motifler, komşu sanat çevresiyle karşılaştırıldığında etkileşim unsurlarının varlığı da dikkat çekici boyutlara ulaşmaktadır. Makalede, Artvin ve Erzurum illerinde bulunan ve günümüze kadar sağlam gelebilmiş Gürcü Hıristiyan dini mimarisine ait yapılarda tespit edilen palmet motifi örnekleri üzerinde durulmaktadır. Motifin form özellikleri irdelenmekte, yapılardaki kullanım şekline dair bilgiler sunulmaktadır. Başta, motifin terim anlamına vurgu yapılmış ve zaman içerisinde kazanmış olduğu çeşitli form özelliklerine değinilmiştir. İncelenen yapılardaki palmet motiflerinin kullanım şekilleri ve mevcut durumları belirtilmiştir. Komşu sanat çevrelerinde görülen örneklerle karşılaştırmalar yapılarak etkileşime dikkat çekilmiştir. Neticede palmet motifinin farklı kültürlerde değişik formlarda kullanıldığı ve bunun mimariye yansımalarının çeşitlilik arz ettiği gözlenmiştir.
{"title":"TAO-KLARCETİ BÖLGESİ HIRİSTİYAN DİNİ MİMARİSİNDE GÖRÜLEN ÇEŞİTLİ PALMET MOTİFLERİ","authors":"Tahsin KORKUT, Ufuk ELYİĞİT","doi":"10.29135/std.1048793","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1048793","url":null,"abstract":"Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan ve tarihi kaynaklara göre “Tao-Klarceti” olarak bilinen; Artvin ile kısmen Erzurum ve Ardahan illerini kapsayan bölgede, 8. ve 14. yüzyıllar arasında Bagratlı Gürcü hanedanlığının egemen olduğu görülmektedir. Bölgede 4. yüzyıldan itibaren yayılım göstermeye başlayan Hıristiyanlık inancı, dini mimariye de yansımıştır. Yapıların plan özelliklerinin yanı sıra süsleme anlayışında da çeşitli değişimler yaşanmıştır. Figürlü (dini kişiler, hayvanlar) ve dini semboller ağırlıklı konuların ele alındığı sahneler dışında, geometrik ve bitkisel motiflerin de kullanıldığı Tao-Klarceti mimarisine ait bezeme programında, bitkisel kompozisyonlar önemli bir yer tutmaktadır. Bu gelenek bölgedeki en eski Hıristiyanlık anıtlarından olan manastır kiliseleri ile başlayarak Orta Çağ boyunca devam etmiştir. Manastır kiliselerinin cephelerinde, palmet ve rumi motiflerinden oluşan bitkisel bezeme kompozisyonları dikkat çekmektedir. Yapıların bünyesinde yer alan bu motifler, komşu sanat çevresiyle karşılaştırıldığında etkileşim unsurlarının varlığı da dikkat çekici boyutlara ulaşmaktadır. Makalede, Artvin ve Erzurum illerinde bulunan ve günümüze kadar sağlam gelebilmiş Gürcü Hıristiyan dini mimarisine ait yapılarda tespit edilen palmet motifi örnekleri üzerinde durulmaktadır. Motifin form özellikleri irdelenmekte, yapılardaki kullanım şekline dair bilgiler sunulmaktadır. Başta, motifin terim anlamına vurgu yapılmış ve zaman içerisinde kazanmış olduğu çeşitli form özelliklerine değinilmiştir. İncelenen yapılardaki palmet motiflerinin kullanım şekilleri ve mevcut durumları belirtilmiştir. Komşu sanat çevrelerinde görülen örneklerle karşılaştırmalar yapılarak etkileşime dikkat çekilmiştir. Neticede palmet motifinin farklı kültürlerde değişik formlarda kullanıldığı ve bunun mimariye yansımalarının çeşitlilik arz ettiği gözlenmiştir.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"43 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959563","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Venedik Cumhuriyeti’nin erken Ortaçağ döneminde kurulmasından itibaren Akdeniz’de en önemli rakibi Osmanlı Devleti olmuştur. Özellikle Sultan II. Mehmed döneminde Venedik Akdeniz’deki kolonilerini kaybetmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti ile Venedik arasındaki ilk mücadeleler Selanik şehrinin 1430 yılında Osmanlı topraklarına katılmasına dayandırılmıştır. Bu süreç 1718 yılında Pasarofça Antlaşmasıyla sonuçlanacak olan 1715-1718 yılındaki Osmanlı-Venedik (Avusturya) savaşına kadar süregelmiştir. İki devlet arasındaki askeri ve siyasi gelişmeleri Venedikli sanatçılar tuval ve duvar resimlerinde betimlemeye çalışmıştır. Bunun yanında Niğbolu Savaşı (1396) başta olmak üzere özellikle Sapienza (1499) Modon (1500) Preveze (1538) ve İnebahtı (1571) gibi Osmanlı deniz savaşları sayısız kez Venedik ve diğer Avrupalı ressamların eserlerine konu olmuştur. Ayrıca yapılan bu deniz savaşlarını konu alan sahneler Venedik’te yer alan Santa Maria Carmini (Carmelo), Santa Maria del Giglio, San Giuseppe di Castello ve San Clemente kiliselerine de betimlenmiştir. Araştırma Osmanlı donanmasının Venedik’teki kiliselerin duvarlarına sanatsal anlamda Avrupalı sanatçılar tarafından nasıl yorumlandığını anlama amacıyla yapılmıştır. Her iki devlete ait galeazza, kadırga, baştarda, kalyata, barça ve kalyon tipi gemilerin tasvir edildiği tespit edilmiştir. Nitel araştırma yöntemleri kapsamında ilgili kiliseler ziyaret edilmiş ve ilgili betimlemeler fotoğraflanmıştır.
{"title":"Ottoman Ships Depicted in Venice Churches","authors":"Mustafa Gürbüz BEYDİZ","doi":"10.29135/std.1124779","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1124779","url":null,"abstract":"Venedik Cumhuriyeti’nin erken Ortaçağ döneminde kurulmasından itibaren Akdeniz’de en önemli rakibi Osmanlı Devleti olmuştur. Özellikle Sultan II. Mehmed döneminde Venedik Akdeniz’deki kolonilerini kaybetmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti ile Venedik arasındaki ilk mücadeleler Selanik şehrinin 1430 yılında Osmanlı topraklarına katılmasına dayandırılmıştır. Bu süreç 1718 yılında Pasarofça Antlaşmasıyla sonuçlanacak olan 1715-1718 yılındaki Osmanlı-Venedik (Avusturya) savaşına kadar süregelmiştir. İki devlet arasındaki askeri ve siyasi gelişmeleri Venedikli sanatçılar tuval ve duvar resimlerinde betimlemeye çalışmıştır. Bunun yanında Niğbolu Savaşı (1396) başta olmak üzere özellikle Sapienza (1499) Modon (1500) Preveze (1538) ve İnebahtı (1571) gibi Osmanlı deniz savaşları sayısız kez Venedik ve diğer Avrupalı ressamların eserlerine konu olmuştur. Ayrıca yapılan bu deniz savaşlarını konu alan sahneler Venedik’te yer alan Santa Maria Carmini (Carmelo), Santa Maria del Giglio, San Giuseppe di Castello ve San Clemente kiliselerine de betimlenmiştir. Araştırma Osmanlı donanmasının Venedik’teki kiliselerin duvarlarına sanatsal anlamda Avrupalı sanatçılar tarafından nasıl yorumlandığını anlama amacıyla yapılmıştır. Her iki devlete ait galeazza, kadırga, baştarda, kalyata, barça ve kalyon tipi gemilerin tasvir edildiği tespit edilmiştir. Nitel araştırma yöntemleri kapsamında ilgili kiliseler ziyaret edilmiş ve ilgili betimlemeler fotoğraflanmıştır.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"39 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959575","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Bu araştırma, Suriye’deki savaşın ortaya çıkardığı olumsuz etkilerin sanatçılar ve eserleri üzerinden irdelenmesini amaçlamaktadır. Savaşlar toplumları ve bireyleri doğrudan etkileyen büyük olayların başında gelir. Haliyle toplumsal ve bireysel yaşamda savaşın öncesi ve sonrası arasında büyük farklılıklar görülür. Birçok sanatçı da savaş öncesi, savaş süreci ve sonrasındaki bireysel ve toplumsal değişimleri yetenekleri doğrultusunda ifade etmişlerdir. Türkiye’ye göç eden sanatçılardan bir kısmı ile yapılan görüşmeler ve incelemeler neticesinde sanatçıların bu süreçten doğrudan etkilendikleri ve bu durumun sanat eserlerine belirgin bir şekilde yansıdığı görülmüştür. Süreç içerisinde sanatçıların eserlerindeki konu, tema, renk ve teknik bakımdan dikkat çekici farklılıklar bu çalışmanın yönünü belirleyen önemli birer unsurdur. Sanatçıların savaş öncesi dönemde peyzaj, kent silueti, portre ve az sayıda toplumsal olayı konu edindikleri görülürken savaş sonrasında ise resmettikleri öğelerin özgün rengine genel olarak sadık kalıp daha çarpıcı anlatımlara yöneldikleri gözlemlenmiştir. Savaş öncesi, sanatçıların figür kullandıkları eserlerde var olan soyutlamacı yaklaşım savaş sonrası yapılan eserlerde de görülmekle beraber bu dönemde figürdeki soyutlamacı anlatımın etkisi giderek artmıştır. Sanatçılar eserlerinde doğrudan siyasal bir tavır koymamış, savaşın insan ve çevresi üzerindeki etkilerine odaklanmışlardır.
{"title":"TÜRKİYE’YE SIĞINAN SURİYELİ SANATÇILAR VE SANAT ANLAYIŞLARI","authors":"Bülent ORAL, Büşra Nur ALTAN","doi":"10.29135/std.1218490","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1218490","url":null,"abstract":"Bu araştırma, Suriye’deki savaşın ortaya çıkardığı olumsuz etkilerin sanatçılar ve eserleri üzerinden irdelenmesini amaçlamaktadır. Savaşlar toplumları ve bireyleri doğrudan etkileyen büyük olayların başında gelir. Haliyle toplumsal ve bireysel yaşamda savaşın öncesi ve sonrası arasında büyük farklılıklar görülür. Birçok sanatçı da savaş öncesi, savaş süreci ve sonrasındaki bireysel ve toplumsal değişimleri yetenekleri doğrultusunda ifade etmişlerdir. Türkiye’ye göç eden sanatçılardan bir kısmı ile yapılan görüşmeler ve incelemeler neticesinde sanatçıların bu süreçten doğrudan etkilendikleri ve bu durumun sanat eserlerine belirgin bir şekilde yansıdığı görülmüştür. Süreç içerisinde sanatçıların eserlerindeki konu, tema, renk ve teknik bakımdan dikkat çekici farklılıklar bu çalışmanın yönünü belirleyen önemli birer unsurdur. Sanatçıların savaş öncesi dönemde peyzaj, kent silueti, portre ve az sayıda toplumsal olayı konu edindikleri görülürken savaş sonrasında ise resmettikleri öğelerin özgün rengine genel olarak sadık kalıp daha çarpıcı anlatımlara yöneldikleri gözlemlenmiştir. Savaş öncesi, sanatçıların figür kullandıkları eserlerde var olan soyutlamacı yaklaşım savaş sonrası yapılan eserlerde de görülmekle beraber bu dönemde figürdeki soyutlamacı anlatımın etkisi giderek artmıştır. Sanatçılar eserlerinde doğrudan siyasal bir tavır koymamış, savaşın insan ve çevresi üzerindeki etkilerine odaklanmışlardır.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"43 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959359","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Bu makalenin konusunu, 19. ve 20. yüzyıllarda Kırşehir, Kula ve Lâdik’te dokunan, motif ve kompozisyon özellikleri açısından Türk halı sanatında özgün bir grup teşkil eden manzara tasvirli halılar oluşturmaktadır. Manzara kompozisyonları mihrap tasvirli halılarda mihrap nişinde, mihrap tasviri olmayan halılarda zeminde üst üste birkaç sıra tekrarlanmaktadır. Kula yöresine ait halılarda manzara kompozisyonlarının mihrap nişinde, mihrap tasviri olmayan halılarda zeminde iki yanda üst üste simetrik tasvir edilmesi karakteristiktir. Manzara kompozisyonunda, stilize ev ve ağaç motifleri ile bu motiflerin ön planında bahçe tasvirleri görülmektedir. Manzara tasvirli halılar uluslararası kaynaklarda cemetery rug, grave rug ve friedhofteppiche gibi isimlerle anılmaktadır. Bu terimler Türkçeye mezarlı/mezarlıklı olarak çevrilmiştir. Mezarlı/mezarlıklı halı tabiri için üzerinde en çok durulan nokta kompozisyonda tasvir edilen mimari unsurların bazı halılarda mezar taşına benzetilmesidir. Çalışma kapsamında, müze koleksiyonları ve kaynaklardan tespit edilen manzara tasvirli halılar detaylı olarak incelenmiştir. Üslup özellikleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Manzara kompozisyonlarında mezar/mezarlık ile ilgili motif bulunmamaktadır. Manzara tasvirli halıların motif ve kompozisyonları ait olduğu dönemin sanatsal özellikleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, tasvir edilen motiflerin batılılaşma dönemi süslemelerinin sevilen kompozisyonu hayali manzara tasvirleri olduğu anlaşılmaktadır.
{"title":"BATILILAŞMA DÖNEMİ TÜRK SANATINDA MANZARA TASVİRİNİN TÜRK HALI SANATINA YANSIMASI","authors":"Çiğdem KARAÇAY","doi":"10.29135/std.1136564","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1136564","url":null,"abstract":"Bu makalenin konusunu, 19. ve 20. yüzyıllarda Kırşehir, Kula ve Lâdik’te dokunan, motif ve kompozisyon özellikleri açısından Türk halı sanatında özgün bir grup teşkil eden manzara tasvirli halılar oluşturmaktadır. Manzara kompozisyonları mihrap tasvirli halılarda mihrap nişinde, mihrap tasviri olmayan halılarda zeminde üst üste birkaç sıra tekrarlanmaktadır. Kula yöresine ait halılarda manzara kompozisyonlarının mihrap nişinde, mihrap tasviri olmayan halılarda zeminde iki yanda üst üste simetrik tasvir edilmesi karakteristiktir. Manzara kompozisyonunda, stilize ev ve ağaç motifleri ile bu motiflerin ön planında bahçe tasvirleri görülmektedir. Manzara tasvirli halılar uluslararası kaynaklarda cemetery rug, grave rug ve friedhofteppiche gibi isimlerle anılmaktadır. Bu terimler Türkçeye mezarlı/mezarlıklı olarak çevrilmiştir. Mezarlı/mezarlıklı halı tabiri için üzerinde en çok durulan nokta kompozisyonda tasvir edilen mimari unsurların bazı halılarda mezar taşına benzetilmesidir. Çalışma kapsamında, müze koleksiyonları ve kaynaklardan tespit edilen manzara tasvirli halılar detaylı olarak incelenmiştir. Üslup özellikleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Manzara kompozisyonlarında mezar/mezarlık ile ilgili motif bulunmamaktadır. Manzara tasvirli halıların motif ve kompozisyonları ait olduğu dönemin sanatsal özellikleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, tasvir edilen motiflerin batılılaşma dönemi süslemelerinin sevilen kompozisyonu hayali manzara tasvirleri olduğu anlaşılmaktadır.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"70 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959346","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Bu çalışmada günümüzde Alaçam Mübadele Müzesi adıyla müze olarak hizmet veren tarihi Alaçam Burhaniye İbtidaî Mektebi, Sanat Tarihi disiplini çerçevesinde ayrıntılı bir şekilde tanıtılarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Daha önce yayınlanmayan yapı yerinde incelenmiş, restorasyon kapsamında hazırlanan mimari projelerinden ve yapının tarihçesine ışık tutan birtakım arşiv belgesinden yararlanılmıştır. İlçe sınırları içinde Cumhuriyet devri öncesi Türk döneminden kalan tek eğitim yapısı olan mektep, ilçe merkezinde tarihi yerleşmenin merkezinde bulunmaktadır. Osmanlı Arşiv belgelerine göre ahalinin yardımlarıyla 1894 yılında yapıldığı anlaşılan kitabesiz yapı, zaman içerisinde çeşitli işlev değişiklikleriyle özgün görünümünü bir ölçüde yitirmiş idi. 2012 yılında tamamlanan ve özgün işlevi dikkate alınarak gerçekleştirilen kapsamlı ve başarılı bir restorasyonla yapı müzeye dönüştürülmüştür. Yapı, Batılılaşma devri ıslahat politikaları sonucu klasik Osmanlı mekteplerinden ayrılarak bu yeni anlayışın şekillendirdiği bir eğitim yapısıdır. Zemin ve birinci kattan oluşan harman tuğlalı yığma kâgir yapı, Marsilya kiremitlerle kaplanan kırma çatıyla örtülüdür. Yapının ön cephesinde, gösterişli muntazam kesme taş işçilik görülür. Cephe ve mimari elemanlarını şekillendiren ve 19. yüzyılda görülen Batı Yeni Klasiği, yapının mimari fotoğrafını belirlemiştir. Klasik mekteplerde görülen külliye içinde konumlanan anlayış yerine konut mahalline yakın mahalle ortasında inşa edilmesi, tek bir bani yerine ahalinin yardımlarıyla yapılması, alt katında dükkânlara yer verilmesi, Batı Yeni klasiği bir cephe ve bezeme unsurlarının baskın olması, yapının inşa edildiği dönem mekteplerinde sıklıkla karşılaşılan özelliklerdir. Yapının benzer bezeme ve cephe unsurlarının görüldüğü yakın bir benzeri, 1901 tarihinde inşa edilen Samsun İbtidaî Mektebi’dir.
{"title":"ALAÇAM BURHANİYE İBTİDAÎ MEKTEBİ","authors":"Mehmet Sami BAYRAKTAR","doi":"10.29135/std.1213235","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1213235","url":null,"abstract":"Bu çalışmada günümüzde Alaçam Mübadele Müzesi adıyla müze olarak hizmet veren tarihi Alaçam Burhaniye İbtidaî Mektebi, Sanat Tarihi disiplini çerçevesinde ayrıntılı bir şekilde tanıtılarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Daha önce yayınlanmayan yapı yerinde incelenmiş, restorasyon kapsamında hazırlanan mimari projelerinden ve yapının tarihçesine ışık tutan birtakım arşiv belgesinden yararlanılmıştır. İlçe sınırları içinde Cumhuriyet devri öncesi Türk döneminden kalan tek eğitim yapısı olan mektep, ilçe merkezinde tarihi yerleşmenin merkezinde bulunmaktadır. Osmanlı Arşiv belgelerine göre ahalinin yardımlarıyla 1894 yılında yapıldığı anlaşılan kitabesiz yapı, zaman içerisinde çeşitli işlev değişiklikleriyle özgün görünümünü bir ölçüde yitirmiş idi. 2012 yılında tamamlanan ve özgün işlevi dikkate alınarak gerçekleştirilen kapsamlı ve başarılı bir restorasyonla yapı müzeye dönüştürülmüştür. Yapı, Batılılaşma devri ıslahat politikaları sonucu klasik Osmanlı mekteplerinden ayrılarak bu yeni anlayışın şekillendirdiği bir eğitim yapısıdır. Zemin ve birinci kattan oluşan harman tuğlalı yığma kâgir yapı, Marsilya kiremitlerle kaplanan kırma çatıyla örtülüdür. Yapının ön cephesinde, gösterişli muntazam kesme taş işçilik görülür. Cephe ve mimari elemanlarını şekillendiren ve 19. yüzyılda görülen Batı Yeni Klasiği, yapının mimari fotoğrafını belirlemiştir. Klasik mekteplerde görülen külliye içinde konumlanan anlayış yerine konut mahalline yakın mahalle ortasında inşa edilmesi, tek bir bani yerine ahalinin yardımlarıyla yapılması, alt katında dükkânlara yer verilmesi, Batı Yeni klasiği bir cephe ve bezeme unsurlarının baskın olması, yapının inşa edildiği dönem mekteplerinde sıklıkla karşılaşılan özelliklerdir. Yapının benzer bezeme ve cephe unsurlarının görüldüğü yakın bir benzeri, 1901 tarihinde inşa edilen Samsun İbtidaî Mektebi’dir.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"12 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959352","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Konar-göçer yaşam biçiminin önemli bir parçası olan heybe dokumalar, çoğunlukla bir yerden başka bir yere giderken ihtiyaç duyulan eşyayı taşımada kullanılmaktadır. Binek hayvanlarının eğeri üzerine geçirilen veya omuzda taşınan bu dokuma türü insanların hayatında büyük kolaylık sağlamaktadır. Özellikle yörük yaşamının vazgeçilmez parçası olan heybeler, diğer dokuma türlerinde olduğu gibi zamanla önemini kaybetmiş ve üretimi oldukça azalmıştır. Günümüzde bu tür dokumaları çoğunlukla müze ve özel koleksiyonlarda görmekteyiz. Kültürel değerlerimizi yaşatmak, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak amacı taşıyan müzeler geçmişle olan bağımızı sürdürmek açısından büyük önem taşımaktadır.
Çalışmada; Kars Müzesi’nde bulunan düz dokuma heybeleri tanıtmak amaçlanmıştır. Tarama yöntemiyle tespit edilen 11 adet heybe ele alınarak betimleme yapılmaya çalışılmıştır. Dokumaların fotoğrafları çekilip envanter bilgileri de göz önüne alınarak bilgi formları oluşturulmuştur. Bilgi formlarında; envanter no, müzeye geldiği gün, müzeye geliş şekli, eserin adı, bulunduğu yer, en-boy ve kompozisyon özelliklerine yer verilmiştir. Farklı yörelere ait 14 adet benzer düz dokuma örneği araştırmayı güçlendirmek amacıyla ele alınmıştır. Heybe dokumacılığına ilişkin destekleyici veriler literatür taraması sonucu elde edilmiştir.
{"title":"KARS MÜZESİ ENVANTERİNE KAYITLI DÜZ DOKUMA HEYBELER","authors":"Hatice ELVER, Meral BÜYÜKYAZICI","doi":"10.29135/std.1215939","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1215939","url":null,"abstract":"Konar-göçer yaşam biçiminin önemli bir parçası olan heybe dokumalar, çoğunlukla bir yerden başka bir yere giderken ihtiyaç duyulan eşyayı taşımada kullanılmaktadır. Binek hayvanlarının eğeri üzerine geçirilen veya omuzda taşınan bu dokuma türü insanların hayatında büyük kolaylık sağlamaktadır. Özellikle yörük yaşamının vazgeçilmez parçası olan heybeler, diğer dokuma türlerinde olduğu gibi zamanla önemini kaybetmiş ve üretimi oldukça azalmıştır. Günümüzde bu tür dokumaları çoğunlukla müze ve özel koleksiyonlarda görmekteyiz. Kültürel değerlerimizi yaşatmak, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak amacı taşıyan müzeler geçmişle olan bağımızı sürdürmek açısından büyük önem taşımaktadır. 
 Çalışmada; Kars Müzesi’nde bulunan düz dokuma heybeleri tanıtmak amaçlanmıştır. Tarama yöntemiyle tespit edilen 11 adet heybe ele alınarak betimleme yapılmaya çalışılmıştır. Dokumaların fotoğrafları çekilip envanter bilgileri de göz önüne alınarak bilgi formları oluşturulmuştur. Bilgi formlarında; envanter no, müzeye geldiği gün, müzeye geliş şekli, eserin adı, bulunduğu yer, en-boy ve kompozisyon özelliklerine yer verilmiştir. Farklı yörelere ait 14 adet benzer düz dokuma örneği araştırmayı güçlendirmek amacıyla ele alınmıştır. Heybe dokumacılığına ilişkin destekleyici veriler literatür taraması sonucu elde edilmiştir.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"1 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959354","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Tarihi binaların günün ihtiyaçlarına göre yeniden işlevlendirilmesi, mimari koruma ve restorasyon alanında uzun yıllardır süren tartışmalar arasında yer almaktadır. Bu çalışma, bulunduğu bölgenin demografik yapısı ile şekillenen ve günümüzde önemli bir kültürel değeri ortaya çıkaran tarihi bir binanın, yeniden işlevlendirmesi sonucu yıllar içerisindeki dönüşümü sonrasında yapının barındırdığı tarihi kimliğin tipolojisini tespit etmeyi hedeflemektedir. Mersin’de, önemli bir kültürel mirası barındıran levanten yapılarını incelemek, bölgenin tarihi değerlerini ortaya koymak açısından önem arz etmektedir. Çalışmada, Mersin’de levanten yapılarının genel olarak ele alınması ile birlikte St. Antuan Latin Katolik (Katedral) Kilisesi Kompleksi’ne yer verilmiştir. Beraberinde kompleks içerisinde yer alan ve günümüzde restorasyon süreci devam eden Eski 3 Ocak İlkokulu yapısı incelenmiştir. Tarihi binanın dönüşümündeki önemli süreçler yerinde yapılan gözlem ile literatürdeki mevcut çalışmalar ve yerel kurumlardaki belgeler ışığında tespit edilmiştir. Yapının barındırdığı ve ortaya konulan dikkat çekici mimari değerleri, inşa edildiği dönemin kültürel ve mimari özellikleri ile birlikte ele alınarak değerlendirmelere yer verilmiştir. İncelenen Eski Üç Ocak İlkokul binasının, dönemin geleneksel Mersin ve levanten yapıları ile benzer özellikler taşıdığı görülmüştür. Çalışmada, demografik yapının etkisiyle oluşan farklı yapı tiplerinin, hem farklı bölgedeki aynı demografik yapının oluşturduğu yapılar ile hem de bölgedeki mevcut geleneksel yapılar ile tipolojik olarak benzerlik gösterebileceği sonucuna varılmıştır. Bu çalışma ile günümüzde özgün değeri yüksek olan ve hakkında yapılan çalışmanın yetersiz olduğu Mersin Levanten yapılarının belgelenmesine ve korunmasına dikkat çekmek ve konuya ilişkin araştırmaların önünü açmak amaçlanmaktadır.
根据时代需求对历史建筑进行功能重组是建筑保护和修复领域长期讨论的话题之一。本研究旨在确定历史建筑的历史特征类型,这些历史建筑是由该地区的人口结构决定的,在经过多年的功能再造改造后,如今已显示出重要的文化价值。梅尔辛的黎凡特建筑蕴藏着重要的文化遗产,对其进行分析对于揭示该地区的历史价 值具有重要意义。本研究对梅尔辛的阆中建筑进行了总体讨论,其中包括圣安图恩拉丁天主教(大教堂)建筑群。本研究还考察了位于该建筑群内的旧一月三日小学建筑,其修复过程至今仍在继续。根据现场观察、现有文献研究和当地机构的文件,确定了这座历史建筑的重要改造过程。此外,还结合该建筑所处时期的文化和建筑特点,对其卓越的建筑价值进行了评估。据观察,旧 Üç Ocak 小学建筑与当时梅尔辛和黎凡特的传统建筑具有相似的特征。研究得出的结论是,在人口结构影响下形成的不同建筑类型在类型学上与不同地区相同人口结构形成的建筑以及该地区现有的传统建筑相似。本研究旨在提请人们注意梅尔辛黎凡特建筑的文献记载和保护,这些建筑具有很高的 原始价值,但相关研究却不足,本研究还将为该主题的研究铺平道路。
{"title":"Mersin’de Bir Levanten Yapısı: Eski 3 Ocak İlköğretim Okulu","authors":"Ruşen ERGÜN, İrem BEKAR, İzzettin KUTLU","doi":"10.29135/std.1119831","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1119831","url":null,"abstract":"Tarihi binaların günün ihtiyaçlarına göre yeniden işlevlendirilmesi, mimari koruma ve restorasyon alanında uzun yıllardır süren tartışmalar arasında yer almaktadır. Bu çalışma, bulunduğu bölgenin demografik yapısı ile şekillenen ve günümüzde önemli bir kültürel değeri ortaya çıkaran tarihi bir binanın, yeniden işlevlendirmesi sonucu yıllar içerisindeki dönüşümü sonrasında yapının barındırdığı tarihi kimliğin tipolojisini tespit etmeyi hedeflemektedir. Mersin’de, önemli bir kültürel mirası barındıran levanten yapılarını incelemek, bölgenin tarihi değerlerini ortaya koymak açısından önem arz etmektedir. Çalışmada, Mersin’de levanten yapılarının genel olarak ele alınması ile birlikte St. Antuan Latin Katolik (Katedral) Kilisesi Kompleksi’ne yer verilmiştir. Beraberinde kompleks içerisinde yer alan ve günümüzde restorasyon süreci devam eden Eski 3 Ocak İlkokulu yapısı incelenmiştir. Tarihi binanın dönüşümündeki önemli süreçler yerinde yapılan gözlem ile literatürdeki mevcut çalışmalar ve yerel kurumlardaki belgeler ışığında tespit edilmiştir. Yapının barındırdığı ve ortaya konulan dikkat çekici mimari değerleri, inşa edildiği dönemin kültürel ve mimari özellikleri ile birlikte ele alınarak değerlendirmelere yer verilmiştir. İncelenen Eski Üç Ocak İlkokul binasının, dönemin geleneksel Mersin ve levanten yapıları ile benzer özellikler taşıdığı görülmüştür. Çalışmada, demografik yapının etkisiyle oluşan farklı yapı tiplerinin, hem farklı bölgedeki aynı demografik yapının oluşturduğu yapılar ile hem de bölgedeki mevcut geleneksel yapılar ile tipolojik olarak benzerlik gösterebileceği sonucuna varılmıştır. Bu çalışma ile günümüzde özgün değeri yüksek olan ve hakkında yapılan çalışmanın yetersiz olduğu Mersin Levanten yapılarının belgelenmesine ve korunmasına dikkat çekmek ve konuya ilişkin araştırmaların önünü açmak amaçlanmaktadır.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"23 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959565","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Bu çalışmada Kazvînî (ö. 1283)’nin kozmografya ve coğrafya konularında kaleme aldığı eseri Acâibü’l-Mahlûkât ve Ğarâibü›l-Mevcûdât’ın Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki 1422 ve 1424 yıllarına tarihlendirilen Fatih 4171 ve Laleli 1991 numaralı Farsça nüshalarındaki hatime bölümü tasvirleri incelenmektedir. Eserin 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar ulviyyât (ayüstü alemi) ve süfliyyât (ayaltı alemi) oluşumlarına ilişkin farklı konularda sûretler içeren çok sayıda resimli nüshası bulunmakla beraber, nüshaların tamamında hatime bölümü tasvirleri yer almamaktadır. İncelenen nüshalardaki sayfalar içerisinde eksiklik ya da karışıklığa rastlanmakla beraber eser ana hatlarıyla dört mukaddime, iki makale ve bir hatime bölümünden oluşmaktadır. Eserin her iki nüshasındaki hatime bölümü alışılagelmiş canlılardan farklılık arz eden acayip yaratıkların tasvirlerini ihtiva etmektedir. Çeşitli coğrafyalardaki adalarda yaşayan tuhaf şekilli kavimler, farklı türde hayvanlardan doğan acayip sûretteki mürekkep hayvanlar ve garip canlılardan müteşekkil bu tasvirler arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konmaktadır. Söz konusu eserin en erken tarihli resimli nüshası olarak bilinen 1280 tarihli Arapça nüshasından örnekler eşliğinde de ikonografik geleneğin takibi ve mukayesenin zenginleştirilmesi amaçlanmaktadır.
{"title":"SÜLEYMANİYE KÜTÜPHANESİ FATİH 4171 VE LALELİ 1991 NO’LU ACÂİBÜ'L-MAHLÛKÂT VE ĞARÂİBÜ'L-MEVCÛDÂT NÜSHALARINDAKİ HATİME BÖLÜMÜ TASVİRLERİNİN MUKAYESESİ","authors":"Hayrunnisa TURAN","doi":"10.29135/std.1135325","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1135325","url":null,"abstract":"Bu çalışmada Kazvînî (ö. 1283)’nin kozmografya ve coğrafya konularında kaleme aldığı eseri Acâibü’l-Mahlûkât ve Ğarâibü›l-Mevcûdât’ın Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki 1422 ve 1424 yıllarına tarihlendirilen Fatih 4171 ve Laleli 1991 numaralı Farsça nüshalarındaki hatime bölümü tasvirleri incelenmektedir. Eserin 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar ulviyyât (ayüstü alemi) ve süfliyyât (ayaltı alemi) oluşumlarına ilişkin farklı konularda sûretler içeren çok sayıda resimli nüshası bulunmakla beraber, nüshaların tamamında hatime bölümü tasvirleri yer almamaktadır. İncelenen nüshalardaki sayfalar içerisinde eksiklik ya da karışıklığa rastlanmakla beraber eser ana hatlarıyla dört mukaddime, iki makale ve bir hatime bölümünden oluşmaktadır. Eserin her iki nüshasındaki hatime bölümü alışılagelmiş canlılardan farklılık arz eden acayip yaratıkların tasvirlerini ihtiva etmektedir. Çeşitli coğrafyalardaki adalarda yaşayan tuhaf şekilli kavimler, farklı türde hayvanlardan doğan acayip sûretteki mürekkep hayvanlar ve garip canlılardan müteşekkil bu tasvirler arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konmaktadır. Söz konusu eserin en erken tarihli resimli nüshası olarak bilinen 1280 tarihli Arapça nüshasından örnekler eşliğinde de ikonografik geleneğin takibi ve mukayesenin zenginleştirilmesi amaçlanmaktadır.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"29 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959347","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Erken Cumhuriyet Dönemi’nde demiryolu yapmak ulaşıma yapılmış bir yatırımdan fazlasını ifade etmektedir. Yeni kurulmuş bağımsız bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Batı’ya bağlı kalmamak, bağımsız ve milli olmak gibi düşünce temellerini destekleyen en önemli unsurlardan biri demiryolları olmuştur. Bu sebeple Osmanlı Devleti’nden kalan, çok büyük bir kısmı yabancı devletlere imtiyazlar verilerek inşa edilmiş demiryolları, ulusallaştırılmaları amacıyla yabancılardan satın alınmış ve bunlara ek olarak genç Cumhuriyet’in ihtiyaçlarına cevap verecek yeni hatlar yapılmıştır. Bu dönemde inşa edilen demiryolu hatları ayrıca Erken Cumhuriyet Dönemi mimarisinin önemli örnekleri olan demiryolu yapılarını bulundurmaları sebebiyle de önemlidir. Söz konusu hatların inşasında tip projelerin sıklıkla kullanıldığı bilinmektedir. Bu projelerin kullanıldığı hatlardan biri de çalışma kapsamında ele alınan, ‘Kömüre Giden Demiryolu’ olarak anılan, 1927 yılında yapımına başlanarak 1935 yılında kullanıma açılan 391 kilometre uzunluğundaki Irmak – Filyos demiryolu hattıdır. Çalışma kapsamında hattın Karabük ve Zonguldak illeri için öneminden bahsedilmiş, Karabük – Zonguldak il sınırları içinde kalan 34 adet durak noktası incelenmiş ve bu duraklarda var olan istasyon yapıları tespit edilmiştir. Bu yapılardan İsmetpaşa, Karabük ve Çatalağzı istasyonlarına ait istasyon binalarının Irmak – Filyos ve Fevzipaşa – Diyarbakır demiryolu hatlarının inşası ihalesini alan Nydqvist – Holm adlı İsveç şirketi tarafından hazırlanmış III. Sınıf proje ile, Filyos, Çaycuma, Gökçebey, Kayadibi, Balıkısık, Eskipazar istasyonlarının ise IV. Sınıf proje ile inşa edilmiş oldukları sonucuna varılmıştır. Ayrıca hat üzerinde bulunan Cildikısık, Yeşilyenice, Saltukova ve Işıkveren istasyonlarının tip proje ile inşa edilmedikleri tespit edilmiştir. Erken Cumhuriyet Dönemi’nin mimari yaklaşımını yansıtan, bir bütünün parçaları olan bu yapıların belgelenerek literatüre kazandırılmaları ve demiryolu ulaşımının kullanım sıklığının azalması sebebiyle atıl duruma düşmelerinin önlenmesi gerekmektedir.
在共和国早期,修建铁路不仅仅意味着对交通的投资。作为一个新成立的独立国家,铁路是支持土耳其共和国不应依赖西方、而应独立自主的最重要因素之一。为此,土耳其从外国人手中购买了奥斯曼帝国遗留下来的铁路(其中大部分是通过向外国提供特许权修建的),以便将其国有化,此外还修建了新的铁路线,以满足年轻共和国的需要。这一时期修建的铁路线之所以重要,还因为其中的铁路结构是共和国早期建筑的重要典范。众所周知,在这些铁路线的建设过程中,经常会使用类型项目。被称为 "通往煤炭的铁路"、全长 391 公里的伊尔马克-菲利奥斯铁路线就是其中之一,该铁路线于 1927 年开始修建,1935 年投入使用。在研究范围内,提到了该铁路线对卡拉比克省和宗古尔达克省的重要性,考察了卡拉比克-宗古尔达克省境内的 34 个车站,并确定了这些车站现有的车站结构。结论是,伊斯梅特帕萨、卡拉比克和恰塔拉哲站的车站建筑是按照瑞典公司 Nydqvist - Holm 编制的 III 级项目建造的,该公司曾中标伊尔马克 - 菲柳斯和费夫齐帕萨 - 迪亚巴克尔铁路线的建设,而菲柳斯、恰库马、戈克切贝、卡亚迪比、巴勒克斯克和埃斯基帕扎尔站则是按照 IV 级项目建造的。此外,还确定该线路上的 Cildikısık、Yeşilyenice、Saltukova 和 Işıkveren 车站未采用 IV 类项目。这些建筑反映了共和国早期的建筑风格,是一个整体的组成部分,应将其记录下来并载入文献,同时应防止它们因铁路运输使用频率的降低而闲置。
{"title":"Irmak – Zonguldak Demiryolu Hattı: Karabük (İsmetpaşa) – Zonguldak Arası Demiryolu Mimari Yapılanması","authors":"Gizem KALAY, A.esra BÖLÜKBAŞI ERTÜRK","doi":"10.29135/std.1122249","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1122249","url":null,"abstract":"Erken Cumhuriyet Dönemi’nde demiryolu yapmak ulaşıma yapılmış bir yatırımdan fazlasını ifade etmektedir. Yeni kurulmuş bağımsız bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Batı’ya bağlı kalmamak, bağımsız ve milli olmak gibi düşünce temellerini destekleyen en önemli unsurlardan biri demiryolları olmuştur. Bu sebeple Osmanlı Devleti’nden kalan, çok büyük bir kısmı yabancı devletlere imtiyazlar verilerek inşa edilmiş demiryolları, ulusallaştırılmaları amacıyla yabancılardan satın alınmış ve bunlara ek olarak genç Cumhuriyet’in ihtiyaçlarına cevap verecek yeni hatlar yapılmıştır. Bu dönemde inşa edilen demiryolu hatları ayrıca Erken Cumhuriyet Dönemi mimarisinin önemli örnekleri olan demiryolu yapılarını bulundurmaları sebebiyle de önemlidir. Söz konusu hatların inşasında tip projelerin sıklıkla kullanıldığı bilinmektedir. Bu projelerin kullanıldığı hatlardan biri de çalışma kapsamında ele alınan, ‘Kömüre Giden Demiryolu’ olarak anılan, 1927 yılında yapımına başlanarak 1935 yılında kullanıma açılan 391 kilometre uzunluğundaki Irmak – Filyos demiryolu hattıdır. Çalışma kapsamında hattın Karabük ve Zonguldak illeri için öneminden bahsedilmiş, Karabük – Zonguldak il sınırları içinde kalan 34 adet durak noktası incelenmiş ve bu duraklarda var olan istasyon yapıları tespit edilmiştir. Bu yapılardan İsmetpaşa, Karabük ve Çatalağzı istasyonlarına ait istasyon binalarının Irmak – Filyos ve Fevzipaşa – Diyarbakır demiryolu hatlarının inşası ihalesini alan Nydqvist – Holm adlı İsveç şirketi tarafından hazırlanmış III. Sınıf proje ile, Filyos, Çaycuma, Gökçebey, Kayadibi, Balıkısık, Eskipazar istasyonlarının ise IV. Sınıf proje ile inşa edilmiş oldukları sonucuna varılmıştır. Ayrıca hat üzerinde bulunan Cildikısık, Yeşilyenice, Saltukova ve Işıkveren istasyonlarının tip proje ile inşa edilmedikleri tespit edilmiştir. Erken Cumhuriyet Dönemi’nin mimari yaklaşımını yansıtan, bir bütünün parçaları olan bu yapıların belgelenerek literatüre kazandırılmaları ve demiryolu ulaşımının kullanım sıklığının azalması sebebiyle atıl duruma düşmelerinin önlenmesi gerekmektedir.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"29 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959570","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}