Akdeniz Bölgesi, Göller Yöresi’nde yer alan Burdur’da ilk Türk İslam yerleşimi XI. yüzyılda başlamış olup bölgede Anadolu Selçuklu Devleti, Hamidoğulları, Osmanlı Devleti hakimiyetini sürdürmüştür. Burdur, Osmanlı Dönemi’nde 1923’e kadar Konya vilayetine bağlı nahiye iken 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla il olmuştur.
Türk İslam döneminde Burdur’da pek çok eser inşa edilmiş ancak 1914 yılında meydana gelen deprem nedeniyle yapılar zarar görmüştür. Deprem sonrası I. Dünya Savaşı’nın devam etmesine rağmen şehir merkezinde hasarlı yapıların ileri gelenler ve halk tarafından yeniden onarılması hem savaşın hem de depremin yaralarını sarmak anlamında önemli bir yere sahiptir. Bu süreçte Burdur il merkezinde onarımı yapılan camilerin mihrapları ise çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. İslâm sanatı içerisindeki gelişimi uzun bir döneme yayılan mihrap, her dönemin sanat ve üslup anlayışını yansıtacak şekilde zaman içerisinde değişip gelişerek, dini mimarinin en önemli elemanı haline gelmiştir.
Mihraplar inşa edildikleri dönemin form, üslup ve süsleme anlayışını yansıtacak biçimde kronolojik olarak ele alınmıştır. Mihrapların özellikleri, malzemesi ve süslemeleri tek tek değerlendirilmiş, benzer mihraplarla karşılaştırılarak şehir, bölge ve Türk mimarisine katkıları üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Burdur il merkezinde ele alınan on üç mihrap ise bu değişim ve gelişimin gösterildiği örneklerdendir.
{"title":"Burdur Şehir Merkezindeki Cami Mihrapları","authors":"Düriye BEYAZ, Mustafa BEYAZIT","doi":"10.29135/std.1213260","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1213260","url":null,"abstract":"Akdeniz Bölgesi, Göller Yöresi’nde yer alan Burdur’da ilk Türk İslam yerleşimi XI. yüzyılda başlamış olup bölgede Anadolu Selçuklu Devleti, Hamidoğulları, Osmanlı Devleti hakimiyetini sürdürmüştür. Burdur, Osmanlı Dönemi’nde 1923’e kadar Konya vilayetine bağlı nahiye iken 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla il olmuştur.
 Türk İslam döneminde Burdur’da pek çok eser inşa edilmiş ancak 1914 yılında meydana gelen deprem nedeniyle yapılar zarar görmüştür. Deprem sonrası I. Dünya Savaşı’nın devam etmesine rağmen şehir merkezinde hasarlı yapıların ileri gelenler ve halk tarafından yeniden onarılması hem savaşın hem de depremin yaralarını sarmak anlamında önemli bir yere sahiptir. Bu süreçte Burdur il merkezinde onarımı yapılan camilerin mihrapları ise çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. İslâm sanatı içerisindeki gelişimi uzun bir döneme yayılan mihrap, her dönemin sanat ve üslup anlayışını yansıtacak şekilde zaman içerisinde değişip gelişerek, dini mimarinin en önemli elemanı haline gelmiştir.
 Mihraplar inşa edildikleri dönemin form, üslup ve süsleme anlayışını yansıtacak biçimde kronolojik olarak ele alınmıştır. Mihrapların özellikleri, malzemesi ve süslemeleri tek tek değerlendirilmiş, benzer mihraplarla karşılaştırılarak şehir, bölge ve Türk mimarisine katkıları üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Burdur il merkezinde ele alınan on üç mihrap ise bu değişim ve gelişimin gösterildiği örneklerdendir.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"37 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959349","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Anadolu’da coğrafi yapısı, iklimi ve bitki örtüsü ile birlikte öne çıkan Rize, tarihi ve kültürel özellikleriyle de farklı bir yere sahiptir. Tarihsel süreci her ne kadar net bir şekilde ortaya konulamasa da M.Ö. X-VIII. yüzyıla kadar inen bir geçmişten söz edilmektedir. Farklı devletler ve milletlere ev sahipliği yapan bu topraklar, Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u 1461’de fethetmesinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına katılmıştır. Batum’a bağlı bir merkez konumunda olan Rize’nin alınmasıyla birlikte buraya Müslüman halk yerleştirilmeye başlanmış, imar faaliyetleri de artmıştır. Özellikle XVIII. yüzyıla kadar çok yoğun olmayan imar faaliyetleri bu yüzyıldan sonra ibadet mekânlarının inşası ile hız kazanmıştır. Rize’nin toprak bakımından en büyük ilçesi olan İkizdere’ye/Kuraiseba bağlı olan Şimşirli/Komes Köyü’nde yer alan Yukarı Mahalle Camii geleneksel mimari yapısıyla, yerel süslemeleriyle ve usta ismiyle dikkat çekmektedir. Cami giriş kapısı ve mihrabı üzerinde yer alan kitabesine göre 1853-1857 tarihleri arasında “Ameli Usta Ahmed” tarafından inşa edilmiştir. Bu tarih kitabesiyle sabit olsa da arşiv kayıtlarında yapının daha eski tarihlere indiği saptanmıştır. Vakıf kayıtlarında 1796-97’de camiye Mustafa’nın vefatı üzerine Ahmed’in atandığı geçmektedir. Bu da caminin belirtilen tarihten önce inşa edildiğini göstermektedir. 1822’lere kadarda imam atamaları devam etmiştir. Çantı tekniğinde, kurtboğazı geçmelerle inşa edilen cami mimarisi, mihrabı ve minberinin yanı sıra Karadeniz Bölgesi’nin karakteristik bezemeleri arasında yer alan lale, badem geçme, papyon geçme ve stilize ejder süslemeleriyle bölge için önem arz etmektedir.
{"title":"Belgeler Işığında Rize İkizdere Şimşirli (Komes) Köyü Camii","authors":"Burak Muhammet GÖKLER, Zerrin KÖŞKLÜ","doi":"10.29135/std.1213261","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1213261","url":null,"abstract":"Anadolu’da coğrafi yapısı, iklimi ve bitki örtüsü ile birlikte öne çıkan Rize, tarihi ve kültürel özellikleriyle de farklı bir yere sahiptir. Tarihsel süreci her ne kadar net bir şekilde ortaya konulamasa da M.Ö. X-VIII. yüzyıla kadar inen bir geçmişten söz edilmektedir. Farklı devletler ve milletlere ev sahipliği yapan bu topraklar, Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u 1461’de fethetmesinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına katılmıştır. Batum’a bağlı bir merkez konumunda olan Rize’nin alınmasıyla birlikte buraya Müslüman halk yerleştirilmeye başlanmış, imar faaliyetleri de artmıştır. Özellikle XVIII. yüzyıla kadar çok yoğun olmayan imar faaliyetleri bu yüzyıldan sonra ibadet mekânlarının inşası ile hız kazanmıştır. Rize’nin toprak bakımından en büyük ilçesi olan İkizdere’ye/Kuraiseba bağlı olan Şimşirli/Komes Köyü’nde yer alan Yukarı Mahalle Camii geleneksel mimari yapısıyla, yerel süslemeleriyle ve usta ismiyle dikkat çekmektedir. Cami giriş kapısı ve mihrabı üzerinde yer alan kitabesine göre 1853-1857 tarihleri arasında “Ameli Usta Ahmed” tarafından inşa edilmiştir. Bu tarih kitabesiyle sabit olsa da arşiv kayıtlarında yapının daha eski tarihlere indiği saptanmıştır. Vakıf kayıtlarında 1796-97’de camiye Mustafa’nın vefatı üzerine Ahmed’in atandığı geçmektedir. Bu da caminin belirtilen tarihten önce inşa edildiğini göstermektedir. 1822’lere kadarda imam atamaları devam etmiştir. Çantı tekniğinde, kurtboğazı geçmelerle inşa edilen cami mimarisi, mihrabı ve minberinin yanı sıra Karadeniz Bölgesi’nin karakteristik bezemeleri arasında yer alan lale, badem geçme, papyon geçme ve stilize ejder süslemeleriyle bölge için önem arz etmektedir.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"8 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135959350","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Çalışma konusu olan Oltu Rus Alay Kilisesi, Erzurum’un ilçesi olan Oltu’da Ruslar tarafından inşa ettirilmiştir. Kuzeydoğu Anadolu’da Erzincan, Erzurum ve Kars, yol güzergâhı üzerinde olmalarıyla tarihin hemen her döneminde önemli bir yer tutmuşlardır. Bu şehirlerin arasında kalan ve hem tedarik anlamında, hem de konaklamada ve pazarlamada Tercan, Aşkale, Pasinler, Horasan, Bayburt ve Oltu gibi ikincil öneme sahip merkezler de vardır. Oltu, Karadeniz Bölgesi’nden büyük merkezlere ticaretin yapılmasında üstlendiği köprü görevi ve coğrafi şartlarının elverişliliği sebebiyle diğer ikincil merkezlerden ziyadesiyle gelişim göstermiştir. Oltu bahsedilen bu sebeple tarihin hemen her döneminde ona hâkim olmak isteyenlerin mücadelesine maruz kalmıştır. 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında savaş tazminatı olarak Rusların elinde kalan ve 1917’ye kadar Kars’a bağlanan Oltu’da, Ruslar tarafından bir de kilise inşa edilmiştir. İnşa edilen bu kilise, kaynaklarda genel bir ifadeyle 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sonrasına, 19. yüzyıl sonlarına tarihlendirilmektedir. Bu çalışmada ise hem yerli ve yabancı literatürün taranmasıyla hem de plan, mimari ve süsleme özellikleriyle benzer örneklerle mukayeseler yapılmak suretiyle kilisenin 19. yüzyıl sonlarında değil, Rusların 20. yüzyıl başında başlattıkları alay kiliseleri projesi kapsamında inşa ettirildiğinin üzerinde durulmaktadır. Çalışmada Anadolu’da ve Anadolu dışında olmak üzere inşa edilen diğer Rus alay kiliselerinden bahsedilerek söz konusu kiliselerin üslup özellikleri de ortaya konmaya çalışılmıştır.
{"title":"OLTU RUSSIAN REGIONAL CHURCH","authors":"Ahmet YAVUZYILMAZ, Muhammet Lütfü KINDIĞILI","doi":"10.29135/std.1219641","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1219641","url":null,"abstract":"Çalışma konusu olan Oltu Rus Alay Kilisesi, Erzurum’un ilçesi olan Oltu’da Ruslar tarafından inşa ettirilmiştir. Kuzeydoğu Anadolu’da Erzincan, Erzurum ve Kars, yol güzergâhı üzerinde olmalarıyla tarihin hemen her döneminde önemli bir yer tutmuşlardır. Bu şehirlerin arasında kalan ve hem tedarik anlamında, hem de konaklamada ve pazarlamada Tercan, Aşkale, Pasinler, Horasan, Bayburt ve Oltu gibi ikincil öneme sahip merkezler de vardır. Oltu, Karadeniz Bölgesi’nden büyük merkezlere ticaretin yapılmasında üstlendiği köprü görevi ve coğrafi şartlarının elverişliliği sebebiyle diğer ikincil merkezlerden ziyadesiyle gelişim göstermiştir. Oltu bahsedilen bu sebeple tarihin hemen her döneminde ona hâkim olmak isteyenlerin mücadelesine maruz kalmıştır. 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında savaş tazminatı olarak Rusların elinde kalan ve 1917’ye kadar Kars’a bağlanan Oltu’da, Ruslar tarafından bir de kilise inşa edilmiştir. İnşa edilen bu kilise, kaynaklarda genel bir ifadeyle 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sonrasına, 19. yüzyıl sonlarına tarihlendirilmektedir. Bu çalışmada ise hem yerli ve yabancı literatürün taranmasıyla hem de plan, mimari ve süsleme özellikleriyle benzer örneklerle mukayeseler yapılmak suretiyle kilisenin 19. yüzyıl sonlarında değil, Rusların 20. yüzyıl başında başlattıkları alay kiliseleri projesi kapsamında inşa ettirildiğinin üzerinde durulmaktadır. Çalışmada Anadolu’da ve Anadolu dışında olmak üzere inşa edilen diğer Rus alay kiliselerinden bahsedilerek söz konusu kiliselerin üslup özellikleri de ortaya konmaya çalışılmıştır.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"30 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-05-31","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"135439071","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Sultan III.Murad ve III.Mehmed dönemlerinde bâbüssaâde ağası göreviyle iç oğlanların yaşadığı ve eğitildiği Enderûn-ı Hümâyûn'u denetleyen ve hasodabaşı olarak padişah ve dış dünya arasındaki tek aracı olan Gazanfer Ağa, 16.yüzyıl sonu Osmanlı Saray'ının en güçlü simalarından biridir. III.Murad döneminde hadım kara ağaların (dârüssaâde ağalarının), hadım ak ağalarla (bâbüssaâde ağalarıyla) eşit duruma gelmesi, Saray’da kara ağa Habeşi Mehmed’e etkin bir siyasi rol kazandırır. Mehmed Ağa elde ettiği ayrıcalık konumla mimari ve kitap sanatı alanında da aktif bir hamilik sürdürür. İşte onun 1590’daki ölümünün ardından Gazanfer Ağa, Saray’ın sanatsal faaliyetlerine yön vermeye başlayarak ak ağaların üstünlüğünü geri kazanır. Gazanfer, hazırlanışında rol oynadığı tasvirli el yazmalar, baniliğini üstlendiği mimari eserler, himaye ettiği âlimler ve şairlerle, Osmanlı Saray kültürünün üst düzey üyelerinin, gücünü sanatla yansıtma davranışlarını tekrar eder. Yanına sadrazam Koca Sinan Paşa’nın desteğini de alarak inşa etmeye niyetli olduğu medresesine 1590’da bir müderris atanmasını sağlayan Gazanfer Ağa, öncelikle medreseye müderris seçimi ve seçilen adaya yaptırılan deneme dersini hikâye eden ve taslak halinde kalsa da tasvirli olmasının planlandığı anlaşılan bir elyazması hazırlatır. Yapımı 1593-1596 yılları arasında tamamlanan ve Nâdirî’nin Divan’ında sözlü ve görsel olarak betimlenen Gazanfer Ağa medresesi, merasim güzergâhı olan Divan Yolu'ndaki ayrıcalıklı konumu ve mimarisi ile göz önündedir. Bu çalışmada Gazanfer Ağa medresesine müderris tayini, medresenin inşası, eğitim süreci ve bir ak hadım olarak Gazanfer Ağa’nın eğitim hamiliği, Osmanlı görsel kültürüne yansıyan ipuçları çerçevesinde değerlendirilmiş ve medresenin yapım ve eğitim sürecini etkileyen, şekillendiren şartlar, ilişki ağları ortaya konmuştur.
{"title":"OSMANLI GÖRSEL KÜLTÜRÜ BAĞLAMINDA BİR AK HADIMIN EĞİTİM HAMİLİĞİ: GAZANFER AĞA MEDRESESİ","authors":"Şebnem Parladir","doi":"10.29135/std.1269537","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1269537","url":null,"abstract":"Sultan III.Murad ve III.Mehmed dönemlerinde bâbüssaâde ağası göreviyle iç oğlanların yaşadığı ve eğitildiği Enderûn-ı Hümâyûn'u denetleyen ve hasodabaşı olarak padişah ve dış dünya arasındaki tek aracı olan Gazanfer Ağa, 16.yüzyıl sonu Osmanlı Saray'ının en güçlü simalarından biridir. III.Murad döneminde hadım kara ağaların (dârüssaâde ağalarının), hadım ak ağalarla (bâbüssaâde ağalarıyla) eşit duruma gelmesi, Saray’da kara ağa Habeşi Mehmed’e etkin bir siyasi rol kazandırır. Mehmed Ağa elde ettiği ayrıcalık konumla mimari ve kitap sanatı alanında da aktif bir hamilik sürdürür. İşte onun 1590’daki ölümünün ardından Gazanfer Ağa, Saray’ın sanatsal faaliyetlerine yön vermeye başlayarak ak ağaların üstünlüğünü geri kazanır. Gazanfer, hazırlanışında rol oynadığı tasvirli el yazmalar, baniliğini üstlendiği mimari eserler, himaye ettiği âlimler ve şairlerle, Osmanlı Saray kültürünün üst düzey üyelerinin, gücünü sanatla yansıtma davranışlarını tekrar eder. Yanına sadrazam Koca Sinan Paşa’nın desteğini de alarak inşa etmeye niyetli olduğu medresesine 1590’da bir müderris atanmasını sağlayan Gazanfer Ağa, öncelikle medreseye müderris seçimi ve seçilen adaya yaptırılan deneme dersini hikâye eden ve taslak halinde kalsa da tasvirli olmasının planlandığı anlaşılan bir elyazması hazırlatır. Yapımı 1593-1596 yılları arasında tamamlanan ve Nâdirî’nin Divan’ında sözlü ve görsel olarak betimlenen Gazanfer Ağa medresesi, merasim güzergâhı olan Divan Yolu'ndaki ayrıcalıklı konumu ve mimarisi ile göz önündedir. Bu çalışmada Gazanfer Ağa medresesine müderris tayini, medresenin inşası, eğitim süreci ve bir ak hadım olarak Gazanfer Ağa’nın eğitim hamiliği, Osmanlı görsel kültürüne yansıyan ipuçları çerçevesinde değerlendirilmiş ve medresenin yapım ve eğitim sürecini etkileyen, şekillendiren şartlar, ilişki ağları ortaya konmuştur.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":" ","pages":""},"PeriodicalIF":0.1,"publicationDate":"2023-05-04","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"48419913","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
19.yüzyılda görsel temsil olanaklarının zenginleşmesiyle, özellikle Tanzimat sonrasında, Osmanlı toplumunun geleneksel eğlencelere ve bunlara evsahipliği yapan meyhane, kahvehane gibi mekanlara olan rağbeti, tiyatroya yönelmiştir. Osmanlı başkentinde öncelikle yabancıların yaşadığı Pera bölgesinde ve öncelikle opera temsilleri ile ortaya çıkan tiyatro grupları ve mekanları, yüzyılın ikinci yarısında Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı Suriçi’ne de tiyatro oyunu temsilleriyle nüfuz eder. Bu süreçte Pera’daki belli başlı opera tiyatrosu mekanı Naum Tiyatrosu iken, Suriçi’nin dikkat çeken tiyatro kurumu ve yapısı ise Gedikpaşa Tiyatrosu olmuştur. Suriçi’nin Direklerarası semtindeki salaş sahnelerinin Pera tiyatrolarına alternatif oluşturmaya başlaması, Pera’daki tiyatrolarla yetinilmeyip bu olanağın tüm Osmanlı toplumuna mal edilme çabası; toplumun kadın-erkek, çocuk, Müslüman, Hristiyan tümüne bu haberleşme mecrasına erişim hakkının verilme iradesine paralel bir gelişmeydi. Devamında salaş sahnelerin yanıbaşında Gedikpaşa Tiyatrosu kurulması ve bu tiyatroya on yıllık Türkçe temsil sahneleme imtiyazı verilmesi, Suriçi’nin geleneksel eğlence anlayışının yeni bir ortama evrilmesini sağlıyordu. Kişilerin bireysel tercihleriyle katıldığı bu yeni seyir eğlencesi vesilesiyle, bu tiyatrolar Osmanlı toplumunun modernitenin kimi önemli unsurlarıyla yüzleşmesine de sahne ve mekan olmuştur. 1884 yılında Gedikpaşa Tiyatrosu yıkılmış olsa dahi yarattığı etki devam etmiş; Suriçi’nin tiyatro açısından canlılığı artarak Gedikpaşa yakınındaki Şehzadebaşı yeni bir canlılık kazanmıştır Araştırmada Osmanlı tiyatroları ve Gedikpaşa Tiyatrosu konulu literatür ile dönem haritaları ve arşiv belgeleri yol gösterici olmuştur
{"title":"Geç Osmanlı Başkentinde Suriçi Sahneleri ve Gedikpaşa Tiyatrosu","authors":"Seda KULA SAY, Zülal Gürbüz","doi":"10.29135/std.1110773","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1110773","url":null,"abstract":"19.yüzyılda görsel temsil olanaklarının zenginleşmesiyle, özellikle Tanzimat sonrasında, Osmanlı toplumunun geleneksel eğlencelere ve bunlara evsahipliği yapan meyhane, kahvehane gibi mekanlara olan rağbeti, tiyatroya yönelmiştir. Osmanlı başkentinde öncelikle yabancıların yaşadığı Pera bölgesinde ve öncelikle opera temsilleri ile ortaya çıkan tiyatro grupları ve mekanları, yüzyılın ikinci yarısında Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı Suriçi’ne de tiyatro oyunu temsilleriyle nüfuz eder. Bu süreçte Pera’daki belli başlı opera tiyatrosu mekanı Naum Tiyatrosu iken, Suriçi’nin dikkat çeken tiyatro kurumu ve yapısı ise Gedikpaşa Tiyatrosu olmuştur. \u0000Suriçi’nin Direklerarası semtindeki salaş sahnelerinin Pera tiyatrolarına alternatif oluşturmaya başlaması, Pera’daki tiyatrolarla yetinilmeyip bu olanağın tüm Osmanlı toplumuna mal edilme çabası; toplumun kadın-erkek, çocuk, Müslüman, Hristiyan tümüne bu haberleşme mecrasına erişim hakkının verilme iradesine paralel bir gelişmeydi. Devamında salaş sahnelerin yanıbaşında Gedikpaşa Tiyatrosu kurulması ve bu tiyatroya on yıllık Türkçe temsil sahneleme imtiyazı verilmesi, Suriçi’nin geleneksel eğlence anlayışının yeni bir ortama evrilmesini sağlıyordu. Kişilerin bireysel tercihleriyle katıldığı bu yeni seyir eğlencesi vesilesiyle, bu tiyatrolar Osmanlı toplumunun modernitenin kimi önemli unsurlarıyla yüzleşmesine de sahne ve mekan olmuştur. 1884 yılında Gedikpaşa Tiyatrosu yıkılmış olsa dahi yarattığı etki devam etmiş; Suriçi’nin tiyatro açısından canlılığı artarak Gedikpaşa yakınındaki Şehzadebaşı yeni bir canlılık kazanmıştır \u0000Araştırmada Osmanlı tiyatroları ve Gedikpaşa Tiyatrosu konulu literatür ile dönem haritaları ve arşiv belgeleri yol gösterici olmuştur","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":" ","pages":""},"PeriodicalIF":0.1,"publicationDate":"2023-03-17","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"46993200","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Zahriye sayfalarındaki ithaf metninde Sultan Mehmed Hân (h. 1444-1446, 1451-1481) için hazırlanmış olduğu ifadesi bulunan yazma kitapların taraması sonunda 148 adet yazma kitap tespit edilmiştir. Bu kitapların 84’ü bugün Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’ndeki çeşitli koleksiyonlarda yer almaktadır. Kalanların 45’i Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi koleksiyonları ile yurt içindeki ve yurt dışındaki çeşitli koleksiyonlarda yer alır. Sultan II. Mehmed, kütüphanesindeki kitapları önce İstanbul’da Eski Saray’a, sonra 1460’ların ortasında tamamlanan Yeni Saray’a (bugünkü Topkapı Sarayı’na) taşıtmıştır. Ayrıca fetihten sonra şehirde çeşitli merkezlere kütüphaneler kurdurmuş ve buralara kitap vakfetmiştir. Bu kitaplar içindeki İslâm yazmalarının kataloğu, kitaplar “Eşya Kayıt Defterlerine” kaydedildikten sonra 908 (1502-3) yılında, II. Bâyezid’in kütüphanecisi ‘Atufi tarafından mühürlenerek kaydedilmiştir. Çalışma kapsamında incelenen kitapların 4’ü hariç tamamında II. Bâyezid’in mührü tespit edilmiştir. 16-17.yüzyıllarda kurulan vakıf kütüphanelerine dağılan kitaplar Süleymaniye Külliyesi’ndeki Evvel ve Sani Medreseleri içindeki küçük medrese odalarında metal raflarla oluşturulan kütüphanede depolanmıştır. Sultan II. Mehmed ‘in vakfettiği ya da başka coğrafyalarda kendisi için yazılan ve hediye edilen kitapların dışında kendi siparişi ile hazırlanan kitapların belirgin ortak özellikleri vardır. Deri ciltlerde bezeme desen ve motifleri birbirine benzer süslemeler el aletleri ile işlenmiştir. Kareli, çizgili ipekli-pamuklu kumaş ciltlerde kullanılan çeşitli kumaşlar farklı dönemlerde tekrar tekrar kullanılmıştır. Sultan II. Mehmed’in kitapları arasında tek kâğıt ciltte kaplama için Çin kâğıdı kullanılmıştır. Bu çalışmada Sultan II. Mehmed’in ithaf kaydı bulunan yazma kitapları, bu yazma kitapların bir araya getirilmesi, hazırlandıkları atölyelere dair düşünceler ve nihayetinde bugün korundukları Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi koleksiyonlarındaki yerleri irdelenmiştir.
{"title":"MANUSCRIPTS IN THE TREASURY OF SULTAN MEHMED II: COPIES IN THE COLLECTIONS OF THE SULEYMANIYE MANUSCRIPT LIBRARY","authors":"Nil Baydar, Bekir Eskici","doi":"10.29135/std.1224320","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1224320","url":null,"abstract":"Zahriye sayfalarındaki ithaf metninde Sultan Mehmed Hân (h. 1444-1446, 1451-1481) için hazırlanmış olduğu ifadesi bulunan yazma kitapların taraması sonunda 148 adet yazma kitap tespit edilmiştir. Bu kitapların 84’ü bugün Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’ndeki çeşitli koleksiyonlarda yer almaktadır. Kalanların 45’i Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi koleksiyonları ile yurt içindeki ve yurt dışındaki çeşitli koleksiyonlarda yer alır. Sultan II. Mehmed, kütüphanesindeki kitapları önce İstanbul’da Eski Saray’a, sonra 1460’ların ortasında tamamlanan Yeni Saray’a (bugünkü Topkapı Sarayı’na) taşıtmıştır. Ayrıca fetihten sonra şehirde çeşitli merkezlere kütüphaneler kurdurmuş ve buralara kitap vakfetmiştir. Bu kitaplar içindeki İslâm yazmalarının kataloğu, kitaplar “Eşya Kayıt Defterlerine” kaydedildikten sonra 908 (1502-3) yılında, II. Bâyezid’in kütüphanecisi ‘Atufi tarafından mühürlenerek kaydedilmiştir. Çalışma kapsamında incelenen kitapların 4’ü hariç tamamında II. Bâyezid’in mührü tespit edilmiştir. 16-17.yüzyıllarda kurulan vakıf kütüphanelerine dağılan kitaplar Süleymaniye Külliyesi’ndeki Evvel ve Sani Medreseleri içindeki küçük medrese odalarında metal raflarla oluşturulan kütüphanede depolanmıştır. \u0000Sultan II. Mehmed ‘in vakfettiği ya da başka coğrafyalarda kendisi için yazılan ve hediye edilen kitapların dışında kendi siparişi ile hazırlanan kitapların belirgin ortak özellikleri vardır. Deri ciltlerde bezeme desen ve motifleri birbirine benzer süslemeler el aletleri ile işlenmiştir. Kareli, çizgili ipekli-pamuklu kumaş ciltlerde kullanılan çeşitli kumaşlar farklı dönemlerde tekrar tekrar kullanılmıştır. Sultan II. Mehmed’in kitapları arasında tek kâğıt ciltte kaplama için Çin kâğıdı kullanılmıştır. Bu çalışmada Sultan II. Mehmed’in ithaf kaydı bulunan yazma kitapları, bu yazma kitapların bir araya getirilmesi, hazırlandıkları atölyelere dair düşünceler ve nihayetinde bugün korundukları Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi koleksiyonlarındaki yerleri irdelenmiştir.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":"1 1","pages":""},"PeriodicalIF":0.1,"publicationDate":"2023-02-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"42608437","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
İtalyan Ortaçağ şairi Dante Alighieri’nin 14’üncü yüzyıl başlarında Hristiyanlığın kutsal metinleri, dönemin mitleri, İslami kaynaklar ve kendi hayal gücünden yararlanarak İtalyanca olarak yazdığı ve sırasıyla Inferno (Cehennem), Purgatorio (Araf) ve Paradiso (Cennet) bölümlerinden oluşan Komedya’sı; ölümden sonra gidildiği düşünülen öte dünyaya yapılan kurgusal bir yolculuk hikayesinin şiirle anlatıldığı siyasi, politik ve felsefi yönleri olan bir hicivdir. Inferno’ya Muhammed Peygamber’i de dahil ettiği Dante’nin bu eskatolojik anlatısını yazmasından kısa süre sonra başlayan çeşitli resimleme teknikleri ile görselleştirilmesi ise neredeyse yedi yüz yıldır devam etmektedir. Bu çalışmada; Inferno için veya ondan esinlenerek yapılan Muhammed Peygamber illüstrasyonları konu edilerek 14’uncü yüzyıl başlarından günümüze bunların yer aldığı elyazması, fresk, çizim ve baskıresimler görsel ve yazılı kaynaklar üzerinden araştırılmıştır. Araştırmada üç kısım bulunmaktadır: Rivayetler başlığı altındaki ilk kısımda; Dante’nin neden Muhammed Peygamber’i Inferno’da anlattığına, Malebolge başlığı altındaki ikinci kısımda ise Inferno’da anlatılan cehennemin genel yapısı ile Peygamber’den bahsedilen Kanto 28’e değinilmiştir. İllüstrasyonlar başlıklı üçüncü kısımda ise bu kantonun dizelerine dayalı olarak 14’üncü yüzyıldan günümüze yapılmış ve Peygamber’i temsil eden figürleri görebileceğimiz elyazması, fresk, çizim ve baskıresim örnekleri yer almaktadır. Yüzyıllardır devam eden bu illüstrasyonlardaki anlatımcı ve mimetik temsillere 1950’lerden sonra deformasyon, soyutlama ve distorsiyonun kullanıldığı illüstrasyonların eklendiği ayrıca tek bir örnekle sınırlı olsa da yağlıboya bir tablo olarak yapılan Inferno’daki anlatı ile Müslüman anlatılarını harmanlamış çağrışıma açık bir Muhammed Peygamber temsili de görülmüştür.
Il talyan Ortaçağşairi Dante Alighieri'nin 14'üncüyüzyıl başlarında Hristiyanlığın kutsal metinleri、dönemin mitleri、Il slami kaynaklar ve kendi hayaal gücünden yarralanarak Il talyanca olarak yazdığ;他是一位政治家、政治家和哲学家,在他死后告诉了一段通往世界的美妙旅程。但丁写下这个苏格兰故事已经将近七百年了,这个故事包括穆罕默德,地狱,已经用各种摄影技术形象化了。在本研究中,14世纪初,人们通过讨论穆罕默德先知关于地狱的作品插图或从他的灵感中对其进行了研究。本研究包括三个部分:第一部分是竞争对手的标题;为什么但丁在《地狱》中告诉穆罕默德先知,马勒博热标题的第二部分不是《地狱》所描述的关东28。这些插图是第三章的一部分,基于这幅画布的柱子,这些柱子制作于14世纪的我们,我们可以看到代表先知的人物、纹理、频率、绘画和压力。几个世纪以来,这些疾病导致了20世纪50年代末谈判者和建筑师的革命,除了抢劫和扭曲使用的插图外,穆罕默德的一位代表还呼吁将《地狱》作为油画进行解释,包括对伊斯兰叙事的解释。
{"title":"ORTAÇAĞDAN GÜNÜMÜZE DANTE’NİN MUHAMMED PEYGAMBER İLLÜSTRASYONLARINDA TEMSİLİN DEĞİŞİMİ","authors":"Vildan Işik","doi":"10.29135/std.1115192","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1115192","url":null,"abstract":"İtalyan Ortaçağ şairi Dante Alighieri’nin 14’üncü yüzyıl başlarında Hristiyanlığın kutsal metinleri, dönemin mitleri, İslami kaynaklar ve kendi hayal gücünden yararlanarak İtalyanca olarak yazdığı ve sırasıyla Inferno (Cehennem), Purgatorio (Araf) ve Paradiso (Cennet) bölümlerinden oluşan Komedya’sı; ölümden sonra gidildiği düşünülen öte dünyaya yapılan kurgusal bir yolculuk hikayesinin şiirle anlatıldığı siyasi, politik ve felsefi yönleri olan bir hicivdir. Inferno’ya Muhammed Peygamber’i de dahil ettiği Dante’nin bu eskatolojik anlatısını yazmasından kısa süre sonra başlayan çeşitli resimleme teknikleri ile görselleştirilmesi ise neredeyse yedi yüz yıldır devam etmektedir. Bu çalışmada; Inferno için veya ondan esinlenerek yapılan Muhammed Peygamber illüstrasyonları konu edilerek 14’uncü yüzyıl başlarından günümüze bunların yer aldığı elyazması, fresk, çizim ve baskıresimler görsel ve yazılı kaynaklar üzerinden araştırılmıştır. Araştırmada üç kısım bulunmaktadır: Rivayetler başlığı altındaki ilk kısımda; Dante’nin neden Muhammed Peygamber’i Inferno’da anlattığına, Malebolge başlığı altındaki ikinci kısımda ise Inferno’da anlatılan cehennemin genel yapısı ile Peygamber’den bahsedilen Kanto 28’e değinilmiştir. İllüstrasyonlar başlıklı üçüncü kısımda ise bu kantonun dizelerine dayalı olarak 14’üncü yüzyıldan günümüze yapılmış ve Peygamber’i temsil eden figürleri görebileceğimiz elyazması, fresk, çizim ve baskıresim örnekleri yer almaktadır. Yüzyıllardır devam eden bu illüstrasyonlardaki anlatımcı ve mimetik temsillere 1950’lerden sonra deformasyon, soyutlama ve distorsiyonun kullanıldığı illüstrasyonların eklendiği ayrıca tek bir örnekle sınırlı olsa da yağlıboya bir tablo olarak yapılan Inferno’daki anlatı ile Müslüman anlatılarını harmanlamış çağrışıma açık bir Muhammed Peygamber temsili de görülmüştür.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":" ","pages":""},"PeriodicalIF":0.1,"publicationDate":"2023-02-23","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"47720842","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
XVII. yüzyılın Osmanlı başmimarı Kasım Ağa, yapı faaliyetlerinin yanında, özellikle siyasete olan ilgisi ve dönemin sadrazam, padişah hocası, valide sultan gibi önemli kişilikleriyle yakın ilişkisi dolayısıyla öne çıkmaktadır. Devrin sadrazamları tarafından vezirlik taslayan kişiler arasında anılan ve siyasi etkinliği nedeniyle defalarca sürgün edilen, hapsedilen ve katledilmek dahi istenen Mimar Kasım Ağa, başına gelen onca felakete rağmen siyasetle ilgilenmekten vazgeçmemiştir. 1651 yılında başmimarlığı sona eren ve Hadice Turhan Sultan’ın kethüdası olan Kasım Ağa, yakın dostu Köprülü Mehmed Paşa’nın 1656 yılında sadrazamlığa getirilmesini sağlayarak, büyük emeline ulaşmıştır. Bu tarihten sonra adına pek rastlanmayan Kasım Ağa’nın, kadı sicillerinden 1662 yılında hayatını kaybettiği anlaşılmaktadır. Mimarlığından ziyade siyasi yaşamdaki rolü nedeniyle anılan Mimar Kasım Ağa’nın kendi adına başkent İstanbul’da Şehzadebaşı semtinde inşa ettirdiği dârülhadisi, daha az bilinen bâni kimliğini yansıtması bakımından büyük önem taşımaktadır. XVII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen, XX. yüzyıl başlarına dek ayakta olduğu tespit edilen Mimar Kasım Ağa Dârülhadisi’nin konumu, kuruluşu, derecesi, işletim koşulları, geçirdiği onarımlar ve mimarisi ayrı başlıklar altında, Osmanlı arşiv belgeleri ve ağırlıkla El-Hac Kasım Ağa ibn-i Ali adlı vakfiyesine dayanılarak irdelenmiştir. Yapı türü seçiminin ve dârülhadisin konumunun Kasım Ağa’nın siyasi yönüyle ilişkisi üzerinde durulmuş ve günümüze ulaşamayan Mimar Kasım Ağa Dârülhadisi’nin çağın başkentteki Osmanlı medreseleri arasındaki yeri belirlenmeye çalışılmıştır.
XVII。在本世纪的11月,我的奥斯曼帝国元首面临着与建筑界主要人物的关系,尤其是与政治界的关系,与王子的丈夫的关系,以及与总督的关系。Mimar十一月网络呼吁经常逮捕、逮捕和谋杀,尽管在面临性骚扰和经常被逮捕、拘留和杀害的人中发生了种种灾难,但该网络并没有停止政治关注。1651年,由哈迪斯·图尔汗·苏丹建立的克什米尔网络结束了其继承,确保了他的密友穆罕默德·帕沙大桥在1656年遭到虐待。从那时起,十一月网络发现1662年女性疾病夺去了她们的生命。Mimar Kas i m Network被提到是他在Mimar生活中政治角色的一部分,它之所以重要,是因为他在伊斯坦布尔的Şehzadebah市建造了一座城市,在那里他强调了鲜为人知的遗址的身份。XVII。建于本世纪上半叶的XX。Mimar Kashmir Network Durlhadisi在本世纪初被确定为屹立不倒,其位置是基于独立总部下的建筑、学位、运营条件、维修和建筑师、奥斯曼档案以及El Hac November Network ibn Ali的重量。Yapıtürüseçiminin ve dârúlhadesi konumunun Kasım AğA'nın siyasi yönüyle ilişkisiüzerinde durulmuşve gününümüze ulaşamayan Mimar Kasım Ağ。
{"title":"Şehzadebaşı’nda Mimar Kasım Ağa Dârülhadisi","authors":"A. Ateş","doi":"10.29135/std.1116354","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1116354","url":null,"abstract":"XVII. yüzyılın Osmanlı başmimarı Kasım Ağa, yapı faaliyetlerinin yanında, özellikle siyasete olan ilgisi ve dönemin sadrazam, padişah hocası, valide sultan gibi önemli kişilikleriyle yakın ilişkisi dolayısıyla öne çıkmaktadır. Devrin sadrazamları tarafından vezirlik taslayan kişiler arasında anılan ve siyasi etkinliği nedeniyle defalarca sürgün edilen, hapsedilen ve katledilmek dahi istenen Mimar Kasım Ağa, başına gelen onca felakete rağmen siyasetle ilgilenmekten vazgeçmemiştir. 1651 yılında başmimarlığı sona eren ve Hadice Turhan Sultan’ın kethüdası olan Kasım Ağa, yakın dostu Köprülü Mehmed Paşa’nın 1656 yılında sadrazamlığa getirilmesini sağlayarak, büyük emeline ulaşmıştır. Bu tarihten sonra adına pek rastlanmayan Kasım Ağa’nın, kadı sicillerinden 1662 yılında hayatını kaybettiği anlaşılmaktadır. \u0000 \u0000Mimarlığından ziyade siyasi yaşamdaki rolü nedeniyle anılan Mimar Kasım Ağa’nın kendi adına başkent İstanbul’da Şehzadebaşı semtinde inşa ettirdiği dârülhadisi, daha az bilinen bâni kimliğini yansıtması bakımından büyük önem taşımaktadır. XVII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen, XX. yüzyıl başlarına dek ayakta olduğu tespit edilen Mimar Kasım Ağa Dârülhadisi’nin konumu, kuruluşu, derecesi, işletim koşulları, geçirdiği onarımlar ve mimarisi ayrı başlıklar altında, Osmanlı arşiv belgeleri ve ağırlıkla El-Hac Kasım Ağa ibn-i Ali adlı vakfiyesine dayanılarak irdelenmiştir. Yapı türü seçiminin ve dârülhadisin konumunun Kasım Ağa’nın siyasi yönüyle ilişkisi üzerinde durulmuş ve günümüze ulaşamayan Mimar Kasım Ağa Dârülhadisi’nin çağın başkentteki Osmanlı medreseleri arasındaki yeri belirlenmeye çalışılmıştır.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":" ","pages":""},"PeriodicalIF":0.1,"publicationDate":"2022-12-02","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"45191598","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Köy odaları, bayramlaşma, düğün, cenaze törenlerinin yapıldığı mekânlar olmasının yanı sıra köy halkının bir araya gelerek sohbet edip vakit geçirmeleri ve köye dışarıdan gelen misafirlerin ağırlanmasına olanak sağlayan yapılardır. Kültürümüzdeki misafirperverliğin mimariye yansıması olarak karşımıza çıkan köy odaları, işlevsel gerekliliklerinin yanı sıra estetik, sosyal ve kültürel değerleri ile de dikkat çekmektedir. Fakat köy odaları, günümüz gereksinimlerine ayak uyduramadığından dolayı işlevlerini büyük oranda yitirmiştir. Bu çalışmada, Sivas merkeze bağlı Söğütçük’te yer alan köy odası tanıtılacak ve değerlendirilecektir. Oda, tavanı taşıyan sütunlardan birinin üzerinde yazan kitabeye göre 1883 yılında inşa edilmiştir. Hafif eğimli bir arazi üzerine moloz ve kaba yonu taş ile yığma tekniğinde inşa edilen yapı, kareye yakın dikdörtgen bir alana inşa edilmiş olup nimsekili plan tipindedir. Söğütçük Köyü’ndeki oda, mimari yapısından ziyade bezemeleri açısından dikkat çekmekte olup sıva üzerine işlenen duvar resimleri açısından bölgedeki en önemli örneklerden biridir. Duvarlar resimlerindeki bitkisel bezemeler, vazodan çıkan çiçekler, sembolik eşyalar ve mimari yapı tasvirleri gibi kompozisyonların yanı sıra gaz lambası, savaş gemisi ve duvar saati gibi motifler dönem üslubunu yansıtması bakımından önem taşımaktadır.
建造房屋、庆祝活动、婚礼和葬礼,村民们聚集在一起,讨论出村游客的时间和负担。我们的文化关注好客的建筑师,以及美学、社会和文化价值观的劳动力需求。但村里的房间因为没有满足我们这个时代的需求而失去了很多工作。Buçalışmada,Sivas merkeze bağlıSüütçük'te yer alan köy odasıtanıtılacak ve değerlendirilecektir。该房间建于1883年,根据一本写在屋顶一根柱子上的书。该结构由莫洛塞和橡胶制成,位于柔软的区域,由靠近正方形的矩形区域制成,由莫洛塞和橡胶制成。曼哈顿村庄的房间是该地区最重要的例子之一,它负责建筑结构和表面墙壁。墙上的蔬菜、花瓶里的花朵、符号和建筑设计对对抗构图很重要,还有煤气灯、战舰和墙壁小时,这些图案反映了循环的持续时间。
{"title":"KALEMİŞİ SÜSLEMELİ BİR ÖRNEK: SİVAS-SÖĞÜTÇÜK KÖY ODASI","authors":"Turgay Yazar, Şuayip Çelemoğlu","doi":"10.29135/std.1049690","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1049690","url":null,"abstract":"Köy odaları, bayramlaşma, düğün, cenaze törenlerinin yapıldığı mekânlar olmasının yanı sıra köy halkının bir araya gelerek sohbet edip vakit geçirmeleri ve köye dışarıdan gelen misafirlerin ağırlanmasına olanak sağlayan yapılardır. Kültürümüzdeki misafirperverliğin mimariye yansıması olarak karşımıza çıkan köy odaları, işlevsel gerekliliklerinin yanı sıra estetik, sosyal ve kültürel değerleri ile de dikkat çekmektedir. Fakat köy odaları, günümüz gereksinimlerine ayak uyduramadığından dolayı işlevlerini büyük oranda yitirmiştir. \u0000Bu çalışmada, Sivas merkeze bağlı Söğütçük’te yer alan köy odası tanıtılacak ve değerlendirilecektir. Oda, tavanı taşıyan sütunlardan birinin üzerinde yazan kitabeye göre 1883 yılında inşa edilmiştir. Hafif eğimli bir arazi üzerine moloz ve kaba yonu taş ile yığma tekniğinde inşa edilen yapı, kareye yakın dikdörtgen bir alana inşa edilmiş olup nimsekili plan tipindedir. \u0000Söğütçük Köyü’ndeki oda, mimari yapısından ziyade bezemeleri açısından dikkat çekmekte olup sıva üzerine işlenen duvar resimleri açısından bölgedeki en önemli örneklerden biridir. Duvarlar resimlerindeki bitkisel bezemeler, vazodan çıkan çiçekler, sembolik eşyalar ve mimari yapı tasvirleri gibi kompozisyonların yanı sıra gaz lambası, savaş gemisi ve duvar saati gibi motifler dönem üslubunu yansıtması bakımından önem taşımaktadır.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":" ","pages":""},"PeriodicalIF":0.1,"publicationDate":"2022-12-02","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"44791129","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
Bu çalışma, bir sanat üslubu olarak minimalizmin üretim pratikleri ve izleyici deneyimine yaptığı vurgunun, sanatın, seyir edimini ve müzeolojik paradigmayı nasıl değiştirdiğini sorgulamaktadır. 1945 sonrası sanat, sadece biçimsel dilini değil, anlamlandırma ve deneyim üzerinden seyir pratiğini de değiştirmiştir. Yeni sanatın mekâna yaptığı vurgu, müzeler ve galerilerin de mekânsal anlayışlarının değişmesine ve yeni bir tarihsel tasnifin yapılmasına giden yolu açmıştır. Bu dönem sanatı kendi üzerine düşünce üreten kapalı bir yapı olarak görünür. Fakat, enformasyon teknolojileri ve küreselleşme ile evrilen yeni toplumsal yapının bilgi, iktidar ve güç ilişkilerinden bağımsız değildir. Minimalizm, geç kapitalizmin fragmanlara ayrılmış yeni üretim modeli üzerine kurduğu sosyal ve kültürel üst yapıyla eş zamanlı çalışabilmektedir. Bu bağlamda da her ne kadar saf estetik deneyime doğru bir yalınlaşma, ilişkisizleşme arzusu taşıyor gibi görünse de kapitalizmin semiyotikleşmesi olarak adlandırılan sürecin kurulmasında hayli etkili bir ivmelenmeye yol açmış ve önemli ajanlardan birisi olmuştur. Bu çalışma söz konusu süreci tarihsel bir izlek içerisinde ele alacaktır.
{"title":"Bugünün Müzelerini Bu Kadar Farklı, Bu Kadar Çekici Yapan Nedir?","authors":"A. Kuru","doi":"10.29135/std.1115530","DOIUrl":"https://doi.org/10.29135/std.1115530","url":null,"abstract":"Bu çalışma, bir sanat üslubu olarak minimalizmin üretim pratikleri ve izleyici deneyimine \u0000yaptığı vurgunun, sanatın, seyir edimini ve müzeolojik paradigmayı nasıl değiştirdiğini \u0000sorgulamaktadır. 1945 sonrası sanat, sadece biçimsel dilini değil, anlamlandırma ve deneyim \u0000üzerinden seyir pratiğini de değiştirmiştir. Yeni sanatın mekâna yaptığı vurgu, müzeler ve \u0000galerilerin de mekânsal anlayışlarının değişmesine ve yeni bir tarihsel tasnifin yapılmasına \u0000giden yolu açmıştır. Bu dönem sanatı kendi üzerine düşünce üreten kapalı bir yapı olarak \u0000görünür. Fakat, enformasyon teknolojileri ve küreselleşme ile evrilen yeni toplumsal yapının \u0000bilgi, iktidar ve güç ilişkilerinden bağımsız değildir. Minimalizm, geç kapitalizmin fragmanlara \u0000ayrılmış yeni üretim modeli üzerine kurduğu sosyal ve kültürel üst yapıyla eş zamanlı \u0000çalışabilmektedir. Bu bağlamda da her ne kadar saf estetik deneyime doğru bir yalınlaşma, \u0000ilişkisizleşme arzusu taşıyor gibi görünse de kapitalizmin semiyotikleşmesi olarak adlandırılan \u0000sürecin kurulmasında hayli etkili bir ivmelenmeye yol açmış ve önemli ajanlardan birisi \u0000olmuştur. Bu çalışma söz konusu süreci tarihsel bir izlek içerisinde ele alacaktır.","PeriodicalId":40192,"journal":{"name":"Sanat Tarihi Dergisi-Journal of Art History","volume":" ","pages":""},"PeriodicalIF":0.1,"publicationDate":"2022-12-02","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"42721314","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}